Are we ready for our new planet?

Son zamanlarımızın popüler konusu Mars’ta yaşam. Bilim kurgu filmlerinde hayal etmeye başladığımız ve hayallerimizin devamı niteliğinde gibi görünse de bizim değil ancak gelecek insanlığın görebileceği muhteşem gezegen. Öyle ki ciddi çalışmalar halen devam etmektedir. Su kaynaklarının bulunması bile gezegende yaşamın mümkün olabileceğinin bir göstergesi olarak karşımıza çıkıyor. Hatta biz insanlar, daha da ilerisini hayal etmişiz ve 2016 yılında California Üniversitesi’nden bir bilimci, robotik bir aracın yolculuk süresinin “72 saat gibi ufak” bir süreye indirilebileceğini söyledi. Ve yedi aylık yolculuğunun ardından NASA’nın uzay keşif aracı Perseverance Kızıl Gezegen’de yüzey araştırması için çektiği fotoğraflarıyla bizleri büyülemeye devam ediyor. Tüm bu gelişmeler yaşanırken sosyal medyada da gündemini koruyan bir konu olarak karşımıza çıkabiliyor ‘’Dünya dışı yaşam’’.

Lately, life on Mars has become a popular topic. Life on Mars, the magnificent planet, is a dream that we started to dream in science fiction movies and even if it seems to come true, it is not what we can realize but the future humanity can. So much so that serious studies are still ongoing. Even the presence of water resources is an indication that life is possible on the planet. We have dreamed of further ahead. In 2016, a scientist at the University of California said that the journey time of a robotic vehicle could be reduced to “as little as 72 hours.” After its seven-month journey, NASA’s space exploration vehicle Perseverance continues to fascinate us with its photographs taken during the surface research on the Red Planet. While all these developments are taking place, “extraterrestrial life” can appear as an issue that keeps its agenda in social media.

Türkiye de bu durumdan nasibini almış durumda. ‘’Üzülme evladım, seneye gidersin…’’ diyerek kıl çorap giymiş, dertli haliyle, yöresel Rize evlerinde manzarayı seyreden astronotumuzu teselli eden yaşlı teyzemiz hepimizin gönlünde taht kurdu bile. Ayrıca İzmir Ekonomili mimarlar, Bursa Büyükşehir Belediyesi ve Bursa Teknik Üniversitesi iş birliğinde “Dış Gezegen Şehirciliği ve Uzay Mimarlığı” başlığında gerçekleştirilen iki aşamalı yarışmada İzmir Ekonomi Üniversitesi Tasarım Çalışmaları Bütünleşik Doktora Programı öğrencisi İrem Ercan ve Mimarlık yüksek lisans öğrencisi Talha Üge “Mars 2050 Yaşam Alanı Fikir Yarışması”nda tasarımları profesyonel kategoride mansiyona layık görüldü. Tasarımlarını dünyanın en dayanıklı mikroskobik hayvanı olan; radyasyona, dondurucu soğuğa ve kaynatılmaya dayanan tardigrad’dan ve miselyum mantarından esinlendiklerini açıkladı.

Turkey also has its share of this situation. Our old woman, who comforted our astronaut, who was wearing wool socks and watching the landscape in traditional Rize houses by saying “Don’t be sad son, you will go next year …” has already enthroned our hearts. In addition, İrem Ercan, a student of İzmir Ekonomi University Integrated PhD Program in Design Studies, and Talha Üge, a graduate student of Architecture, at the two-stage competition under the title of “Outer Planetary Urbanism and Space Architecture” in cooperation with the architects of Izmir Ekonomi University, Bursa Municipality and Bursa Technical University. His designs were deemed worthy of mention in the professional category in the “Idea Competition”. He said that their design was inspired by the tardigrad and mycelium fungus, the world’s most durable microscopic animal; based on radiation, freezing cold and boiling.

Yeni gezegenimizi arama nedenimiz dünyadan şikâyetçi oluşumuz muydu? Burada yaşadıklarımızı geride bırakmak için mi göğe çıkmak istiyoruz? Yoksa sadece bilimin sınırlarını zorlamak, ulaşabildiğimiz her yere ulaşmak mı istiyoruz? Hatta bunun için çalışma 2012 yılında başlamış bile, ‘’Mars One’’.  2012’den beri geliştirilmeye çalışılan, Hollandalı girişimci, Bas Lansdorp öncülüğünde amacı 2025 yılında Mars’a yerleşecek insan kolonisi olan proje. Peki ya yeni gezegenimizde aynı dünya düzeni mi devam edecek?

Was the reason we were looking for our new planet because we were complaining about Earth? Do we want to go up to the sky to leave what we have here behind? Or do we just want to push the boundaries of science and reach the furthest we can? In fact, a study called “Mars One” has already begun in 2012 for this. Mars One is a project that has been tried to be developed since 2012 and is a human colony that will settle on Mars in 2025 under the leadership of Dutch entrepreneur Bas Lansdorp. Will the same world order continue on our new planet?

Bu konuya 1937 Hawaii doğumlu yazar Lois Lowry’nin 1993 tarihli kitabından uyarlama, yönetmenliğini Phillip Noyce’ın yaptığı ‘’The Giver’’ filmiyle değinmek istiyorum. Filmde Oscar ödüllü Jeff Bridges, Meryl Streep ve başrolde ise Brenton Thwaites’i görüyoruz. Ütopik ve distopik toplum zıtlığını yaşadığımız bu filmde ‘’aynılığın’’ toplum düzeninin temelini oluşturduğunu bariz. Bulutlarla ve uçurumlarla sınırlı bu ortamda duyguların sınırlı olması filmin konusunun önemli özelliklerinden biridir. Filmin belirli bölümünde renklerin silinmiş olması çeşitliliğin ve duyuların da aynılığı temsil ediyor. İnsanları farklılaştıran din, dil, ırk ve renk gibi özelliklerin olmadığı bu toplumda ne düşünmemiz gerektiği, nasıl yaşamamız gerektiği ve sahip olacağımız gelecek mesleğimizin de konsey tarafından bize verildiğini görüyoruz. Kötülüğün olmaması için bir aletin evinizden çıkmadan önce bileğinize yaptığı enjeksiyon ile insanlığa aykırı tüm duygusal derinlikler yok ediliyor.

I would like to touch upon this subject with the movie “The Giver” directed by Phillip Noyce, an adaptation of 1937 Hawaiian-born writer Lois Lowry’s 1993 book. We see Oscar winner Jeff Bridges, Meryl Streep and Brenton Thwaites in the lead role. It is obvious that “sameness” constitutes the basis of the social order in this film where we live the opposition to the utopian and dystopian society. The fact that emotions are limited in this environment surrounded by clouds and cliffs is one of the important features of the film’s plot. The absence of colors in a particular part of the film represents a monotony of diversity and senses. In this society, where there are no features such as religion, language, race and color that differentiate people, people are shown what to think and how to live, and the profession that people will have in the future is determined by a certain council. In order to prevent evil, all emotional depths that are against humanity are destroyed by the injection of a device on your wrist before you leave home.

Duygularını dizginleyemeyen insanlığın keşfetme duygusuna yenik düşmesinden dolayı mı yoksa bütün bunlar?  Gezegensel Bilimler Enstitüsü’nde kıdemli bir bilim insanı olan Amanda Hendrix kalıcı bir Mars yerleşimine ilişkin ‘’Mars’ta uzun vadeli bir insan yerleşimi kurmak mantıklı değil, sadece radyasyon endişeleri nedeniyle uzun vadeli bir hedef olarak istenemez.’’ sözünü paylaşıyor.

Is it all because humanity, unable to rein in its emotions, succumbs to the sense of exploration?  “Establishing a long-term human settlement on Mars doesn’t make sense,” said Amanda Hendrix, a senior scientist at the Institute of Planetary Sciences. She adds “Even considering the radiation factor, there cannot be a long-term goal.”

Dünyamızın önemli sorunlarından biri her çağda ön plana çıkan hastalıklar… Yeni hastalıklara hazır mıyız yeni gezegenimizde? Beğenmediğimiz dünya düzenini değiştirmeden yeni gezegenimize yeni düzen getirmeye? Farklılıktan şikayetçi olduğumuz ancak filmdeki gibi hepimizin duygularının ve düşüncelerinin aynı olmaya zorlandığı, çeşitliliğe imkân tanınmayan, anılarımızın olmadığı bir toplumda yaşamdaki gibi ‘’aynılık’’ta ne gibi sorunlar olacağına!

One of the major problems of our world is the diseases that occur in every age. Are we ready for the new diseases that may arise on our new planet? Or to bring order to our new planet without changing the world order that we do not like? Are we ready for the problems that arise with the phenomenon of sameness in a society where we complain about differences but where all of our feelings and thoughts are forced to be the same as in the movie, where diversity is not allowed and we do not have memories?

90’lardan kalma bir şarkı gibi belki bizi her duyduğumuzda heyecanlandıracak ama gelişimi birçok şeye bağlı olan bu yeni dünya düzeninde bilmediğimiz çok şey var. Sürekli gelişen bilim ve teknoloji ne gösterir bilemeyiz ama bildiğimiz tek şey şu ki tek evimizin biricik dünyamız olduğu.

Like a song from the 90s, it may excite us every time we hear it, but there is a lot we do not know in this new world order, whose development depends on many things. We do not know what the ever-evolving science and technology will show in the future. All we know is that our only home is our world.

KAYNAKÇA

REFERENCES

Noyce, Phillip ‘’Seçilmiş’’. 2014. https://www.imdb.com/title/tt0435651.

Bayraktar, Tuncay. “Dünya Ile Mars Arasındaki Benzerlikler Ve Farklılıklar Nelerdir? ” Bilgiustam.” Bilgiustam, 10 Nisan 2019, www.bilgiustam.com/dunya-ile-mars-arasindaki-benzerlikler-ve-farkliliklar-nelerdir/. (erişim 07.04.2021)

“Mars’ta Yaşam Alanı Tasarımına Ödül.” Mars’ta Yaşam Alanı Tasarımına Ödül – İzmir Ekonomi Üniversitesi, www.ieu.edu.tr/tr/news/type/read/id/7256. (erişim 23.04.2021)

“Seçilmiş.” Beyazperde, www.beyazperde.com/filmler/film-195540/. (erişim 07.04.2021)

“Seçilmiş (2014) – The Giver.” Sinemalar.com, 28 Haziran 2011, www.sinemalar.com/film/179134/the-giver. (erişim 07.04.2021)

“Uzmanlara Göre Mars’ta Koloni Neden Kurulmamalı?” Makers Türkiye, 1 Temmuz 2018, makersturkiye.com/uzmanlara-gore-marsta-koloni-neden-kurulmamali/. (erişim 07.04.2021)

Yazar/ Author: Arda Sakaoğlu

Editör/ EditorSimay Aybüke Larçin

Çevirmen/ Translator: İrem Mirza

Grafiker/ Graphic Designer: Vadi Töngür