Söz konusu tasarım ise, kullanıcı deneyimi şarttır. Çevremizdeki çoğu tasarım örneği canlıların ihtiyaçlarına veya dönemin gerekliliklerine bağlı olarak ortaya çıkar. Elbette, temel fonksiyon deneyiminin dışında tasarımcı veya sanatçı bir düşünceyi, hissi veya anı kullanıcıya tecrübe ettirmek isteyebilir. Bu açıdan baktığımızda 20. yüzyılın ikonik tasarımcılarından biri olan Shiro Kuramata muhteşem bir örnek niteliği taşıyor. Daha çok mobilya ve ürün tasarımda adından söz ettiren Kuramata, eserleri ile bulunduğu dönemin tasarım ve sanat anlayışını kendine has yorumuyla oldukça başarılı bir biçimde yansıtıyor. Genel anlamda eserlerinde görülen minimalist yaklaşım, sürreal ögeler, materyal seçimleri ve onları bir araya getiriş şekli Kuramata’nın özgün tasarım dilini gözler önüne seriyor.

If the design is in question, user experience is a must. Most of the design examples around us are derived from the needs of living beings and the era’s needs. Of course, besides the essential functional experience, the designer or the artist might want users to experience an idea, a moment or a feeling. When we look at things from this perspective, Shiro Kuramata, an iconic furniture designer of the 20th century, is a fantastic example. Kuramata, known for his furniture and product design works, reflects the understanding of design and art of his era in a very successful way. The minimalistic approach seen in most of his works, the surreal components, material selections, and how he combines them show us Kuramata’s unique design language.

Deneyim söz konusu olduğunda ise Kuramata’nın en ilgi çekici eserlerinden biri olan Glass Chair isimli tasarımından bahsetmek doğru olur. Bu tasarım Kuramata’nın kendine özgü yaklaşımının, dönemsel faktörlerin ve sanatçının bir deneyim ifade etme çabasının sentezidir.

When it comes to experience, it would be fitting to talk about one of his most exciting designs, the Glass Chair. This design synthesises Kuramata’s unique approach, periodical factors, and a designer’s effort to express an experience.

Glass Chair için ilk alınan tepkiler genellikle güvenliği ile ilgili oluyor fakat 20. yüzyılın soyut hatta uçuk denilebilecek tasarımlarını görmeye alışanlar durumu pek de sorgulamadan hikayesini dinlemeye koyuluyor. Glass Chair, hikayesi beyaz perdeye kadar uzanan bir tasarım örneğidir. 2001: Uzay Yolu Destanı filminden esinlenen Kuramata, o dönemin teknik inovasyonlarından da faydalanarak cam bir sandalye ile bir deneyimi somutlaştırmak istemiştir. 2001: Uzay Yolu Destanı; 1968 yapımı uzayda konu alan, fütüristik bir yapımdır ve bununla ilişkilendirilen Glass Chair ise filmde hakim olan temayı işaret eder. Kuramata’nın amacı havada asılı kalma hissini deneyimletmektir.

The first reactions to Glass Chair are generally about its safety; however, those who are used to seeing the 20th century’s abstract -or even extreme- designs do not question much and start listening to its story. Glass Chair is a design example whose story reached out to the silver screen. Kuramata, inspired by the movie 2001: A Space Odyssey, benefitting from the technical innovations of the era, wanted to embody an experience with a glass chair. The movie 2001: A Space Odyssey is a futuristic movie made in 1968, and the chair associated with the film points out the dominating theme. Kuramata aimed to push users to experience the feeling of hanging in the air.

2001: Uzay Yolu Destanı (1968)

Kullanılan transparan malzeme, ışığı komple geçirmesi sebebiyle önemli bir yer arz eder fakat, bu bağlamda, bir diğer önemli özelliği “yok” gibi görünerek havada asılı kalma hissini pekiştirmesidir. Oturma eylemi bir yüzey ile temas etmekle ilişkilendirilir çünkü yerçekimi kişinin bir yüzey olmadan oturma pozisyonunda bulunmasına belli bir müddet sonra müsaade etmeyecektir. O yüzden sandalyenin oturma yüzeyinin, ışığı tümüyle geçirmesi, adeta görünmez olması yerçekimiyle bir tezatlık ilişkisi kurar. Kuramata’nın Glass Chair tasarımında kurduğu bu ilişki amacını tam olarak yerine getirir.

The transparent material used has an important role thanks to its high light transmittance, but, in this context, the other important part is that it looks as if it is “not there” and embodies the feeling of hanging in the air. Sitting motion is associated with contacting a surface because gravity will not let anyone stand in the sitting position without a surface for too long. Thus, the sitting surface of the chair being transparent, allowing light to transmit fully, and being almost invisible creates a conflict between the gravity. The relationship Kuramata made in the Glass Chair design fulfils its aim.

Ayrıca Glass Chair, 1976 yılında çıkmıştır ve o dönemlerde iki cam parçasını bir araya getirmek hiç de kolay değildir. Tam da o sıralar ortaya yeni çıkan bir ürün olan Photobond 100 isimli yapıştırıcı, Kuramata’nın bu ikonik parçayı ortaya çıkarmasını sağlayabilmiştir. Bu yüzden Glass Chair dönemin özelliklerini yansıtmasıyla da ayrı bir önem taşır.

Also, Glass Chair appeared in 1976, and it was not easy to combine two pieces of glass together at the time. A new product named Photobond 100, released at that time, helped Kuramata create this iconic piece. Therefore, Glass Chair has importance carrying its time’s characteristics.

Kuramata’nın diğer tasarımlarına bakıldığında da aynı çabayı görmek mümkündür. Tasarımlarında var olan soyut uzantılar; volumetrik ilişkiler, geometrik şekiller, renkler ve tüm bunların bir araya getirilme şekli ile somut bir düzleme aktarılır. Zaten yazının başından beri dile getirilen “özgün tasarım dili” bunu ifade etmektedir. Glass Chair tasarımı; malzeme seçimi, düzlemler arası kurulan ilişki ve 2001: Uzay Yolu Destanı gibi bir filmle olan bağlantısı ile Kuramata’nın bu dilde bir bütünlük sağladığını da gösteriyor. Biri Kuramata’nın birkaç eserine baktıktan sonra yine aynı sanatçının bir başka tasarımına baksa, kime ait olduğunu görmese bile, içinden Shiro Kuramata’yı mutlaka anacaktır.

It is possible to see the same effort when we look at Kuramata’s other works. Abstract extensions, volumetric relationships, geometric shapes, colours, and how they are brought together are transferred to a concrete plane. The “unique design language”, which has already been mentioned since the beginning of this article, explains this. The design of the Glass Chair, with the material choice, the relationship made between the planes and the connection to the movie 2001: A Space Odyssey, shows that Kuramata maintained integrity in this language. If someone looks at Kuramata’s few works and then look at some other pieces of his, even if they don’t see whom it belongs to, they would definitely think of Shiro Kuramata.