‘LOST’S OF THE CITY

Çevremizde mekânlar sahip oldukları kullanımlara ve fonksiyonlara göre ayrılmış, özelleşmiş ve belirli yoğunluklara göre çevreye hizmet etmektedirler. Bu tanımlanmış ve anlam ifade eden kentsel mekânların yanında peyzaj değeri potansiyelce yüksek olan ancak kullanılmayan veya kullanımı sıkıntılı durumda olan mekanlar da görmekteyiz. Bu durumdaki alanlara ‘Artık Alanlar’ denmekte ve İngilizce karşılığı ‘Lost Spaces’dır. Kendi çevremizde artık alanlar açısından en sık rastladığımız yerler özensiz bırakılmış, peyzaj düzenlemesi yapılmamış otoparklar, kendi haline bırakılmış bakımsız alanlar, çöplükler ve kullanılmayan kentsel aktiviteye hizmet etmeyen, binaların arka alanları olabilir.

Spaces around us are divided according to their use and function; they are specialized and serve society according to changing densities. Besides these urban spaces that are defined and meaningful, we also see areas that have potentials in terms of landscape but are not in use or not available for use. Such spaces are called ‘Lost Spaces’, ‘Artık Alanlar’ in Turkish. Examples around us can be parking lots without landscaping, neglected areas, dumping grounds, and backyards without any function or good to society.

Görsel 1: Eski New York High Line / Figure 1: Old New York High Line, https://www.dxv.com/inspiration/decade-15-magazine/veronika-miller/2014/08/11/highline-park-nyc-masterpiece-of-urban-planning

Son yıllardaki süregelen şehircilik anlayışıyla ortaya çıkmış kent dokusunda var olan tanımlı katıların (solid) ‘artığı’ olarak oluşan tanımsız boşluklar (void) da artık alan oluşumuna yardımcı olmuştur. Geleneksel yaklaşımlarla oluşturulmuş, dokulara baktığımız zaman gördüğümüz bütüncül şehirlerde dolu-boş ilişkisi artık alan oluşumunu engellemiş ve morfolojik olarak tutarlı ve mekânsal olarak kaliteli kentlerin oluşumu sağlanmıştır. Sanayi devrimi sonrasında hızla gelişen dünyadan nasibini alan mimarlık ve kentleşme disiplinleri de çağa ayak uydurmak için konservatif, kolektif ve yaya odaklı bir yaklaşım yerine, arabaların hâkim kılındığı, otoyolların şehirleri şekillendirdiği ve kentlerin bu sayede çeperine ve ötesine doğru yayıldığı bir durum ortaya çıktı. Modern kentleşme etkisiyle açık alanlara ve kamusal alanlara ilgi azaldı, terk edilmiş mekanlar oluşmaya başladı ve bununla beraber imar konuları güncelleşti. Morfolojik anlamda katıların boşluklardan ayrı düşünüldüğü ve önemli olanın katı olduğu bir düşünceyle yapılan tasarımlarda kent içi oryantasyonun formlarla oluşmadığı ve uyuşmadığı görülür. Aslında geştalt prensiplerini ve form ile mekân oluşturma endişesi düşünüldüğü zaman katıların boşlukları tanımladığı kadar boşluklar da katıları tanımlamalıdır. Modern kentsel dokular sayesinde oluşturulan kentsel artık alanlar ise otoparklara hizmet etmekte ve asıl öznenin insan olduğu unutulmaktadır. Geleneksel bir doku düşünüldüğü zaman ise karşımıza kentsel oryantasyonun sürekli ve uyum içinde olduğu görülmekteyken modern kentlerde oluşan artık alanlar yüzünden dokudaki kopukluk ve belirsizlik oryantasyonu ve erişilebilirliği zayıflatmakta olduğu anlaşılabilir.

The defined ‘solids’ in the urban texture that appeared with the ongoing urbanism helped the creation of undefined voids or lost spaces. The figure-ground relationship in the holistic cities created with traditional approaches prevented the formation of lost spaces and allowed the construction of morphologically consistent and high-quality cities. The disciplines as architecture and urbanization that developed fastly after the industrial revolution created an environment where cars are dominant, highways shape the city, and towns are spread through their surroundings instead of having a conservative, collective, and pedestrian-oriented approach. With modern urbanization, the interest in public and open space decreased, abandoned areas increased. Therefore zoning issues are updated. In the designs where morphologically, the solid and void are considered separately, and the solid is thought to be the most crucial element, it can be seen that the inner city orientation is not compatible and not created by forms. When the gestalt principles and space making with forms are considered, the voids should also define solids as much as the solids define the voids. The urban lost spaces created by modern urban texture serve parking lots, and it is forgotten that people are the main subject. When we think of a traditional texture, we see the urban orientation is constant and in harmony. Still, it can be realized that the lost spaces in modern cities may cause ambiguity in orientation and weaken accessibility.

Görsel 2: Modern Kentsel Doku / Figure 2: Modern Urban Fabric, Trancik, R. (1990), Finding Lost Space: Theories of Urban Design, Van Nostrand Reinhold Company, New York.

Aslında modern çağa ayak uydurmak ve yaklaşımların her çağa uygun olarak değişeceği bir kesindir, hele ki her gün değişen dünyada bunun olması kaçınılmazdır. Ancak burada önemli bir nokta var ki kesinlikle unutulmaması gerekli: Geçmişten öğrenmek. Geleneksel yaklaşımların mükemmel olduğunu kastetmeden, yapılan işlerin ne kadar doğru olduğuna odaklanmak ve eski insanların düşüncelerini yaratıcı düşünce süreci olan ‘kopyala’ – ‘dönüştür’ – ‘birleştir’ (copy-transform-combine) süzgecinden geçirip morfolojik olarak insanların kollektivitesini ve mekanların tanımlılığının artırıldığı form ve yaklaşımlar geliştirmek doğru olacaktır.

In fact, fitting in the modern era and changing approaches are inevitable, especially in a world that changes every day. However, there is a significant point that should not be forgotten: To learn from the past. It will be accurate not to assume that the traditional approaches were flawless, but to focus on how much of it was correct and to develop strategies that increase the people’s morphological collectivity and spaces’ definiteness after filtering the thoughts of ancient people in the creative thinking process called ‘copy’ – ‘transform’ – ‘combine.’

Artık alanların morfolojik durumlarından sonra, bu kullanımı zayıf alanların günlük gözlemlerine geçtiğimiz zaman karşımıza birçok örnek çıkmakta. Önceden de bahsedildiği gibi bakımı yapılmamış bir peyzaja sahip otoparklar bu artık alanların ve kentsel bütünlüğün zayıfladığı alanların örneklerinden olabilmekteler. Aynı zamanda mikro ölçekte kent parçalarında meydana gelen ısı artışlarının ve kentsel ısı adalarının da oluşumunda bu alanların etkisi büyüktür. Belki de sokağımızda yer alan trafonun etrafındaki alan hiç kullanılmaz, insanların yürüyüş yolları bu alanla kesişmez. Adeta o kent parçasının bir ‘artığı’ olarak hiçbir fonksiyonu desteklemez. Yine gri suların karıştığı bir dere kenarı düşünülünce ne kendisi ne çevresi bakımlı ve kullanıma müsaittir. Başka bir açıdan bakılırsa; modern yapılaşmanın getirdiği etkilerle tasarlanan araba odaklı bir kentte, köprü altları, altgeçitler, AVM çevreleri, otoyol çevreleri yaya ulaşımını ve kent fonksiyonlarının sürekliliğini aksatan elementler olmaktadır.

After the morphological situations of lost spaces, we can see different examples when we move to daily observations of those insufficiently used areas. As mentioned above, the parking lots with neglected landscaping can be examples of places where the urban integrity is weakened. Those spaces are also responsible for temperature rises happening in micro parts of the city and urban heat islands. Maybe the spaces around the transformer in our street will not be used, and people’s walking paths will not cross those areas. Perhaps it will not support any function as if it is a ‘waste’ of the city. We think of a riverside mixing with the gray waters, and it is neither appropriate for itself nor its surroundings. In another perspective, under bridges, underpasses, mall surroundings, highway surroundings designed with the effects of modern construction are the elements that disrupt pedestrian transportation and the persistence of urban functionality.

Görsel 3: Araba Odaklı Modern Kent Formu / Figure 3: Modern Urban Forms Based on Cars, https://www.flickr.com/photos/dandc/2829217510

Bunların yanında artık alanların aslında artık olmadığı ve her birinin bağlamına göre ne kadar özel olabileceğine dair örnekler de var. Özellikle Berlin’e baktığımız zaman savaş sonrası ortaya çıkan mekanlara bakış açısı ‘yenilenmesi gereken mekanlar’ şeklinde olmamıştır. Bunun yerine savaş sonrası zenginleşen (savaş sırasında kıtalar arası bile taşınmış olan tohumlar sayesinde Berlin’in herhangi bir yerinde rastlanacak olağanüstü zenginlikler mevcuttur) peyzaj elementlerinin zenginliklerinin tadıldığı sosyal ve kamusal alanlar olarak görülmüştür. Bu alanların korunması ve insanlar tarafından kullanılması da bir sorumluluk duygusu gibi yerleşmiştir.

In addition, we might see examples that those lost spaces are not actually lost and can be unique depending on the context. Especially when we look at Berlin, they did not look at the after-war areas as ‘spaces that should be renewed’. Instead, the wee seen as social and public spaces where the richness of landscape elements enriched after the war (there is richness can be seen anywhere around Berlin thanks to seeds transported around continents during the war)is tasted. The feeling of protection and the urge to use them are settled just like a responsibility.

Görsel 4: Flughafen Tempelhof, Almanya / Figure 4: Flughafen Tempelhof, Germany, https://www.berlin.de/sehenswuerdigkeiten/3561482-3558930-flughafen-tempelhof.html

Sonuca baktığımızda aklımızda geleceğe dair yeni sorular canlanmakta: Kentlerimizi zayıflatan bu tarz mekanların dönüşümünü sağlamak, onları tanımlamak ve bir fonksiyona ait yapmak sadece dışarıdan beklenen bir davranış mı olmalıdır? Yoksa mahalle ölçeğinden başlayarak yapılan kolektif davranışlarla bu mekanların kente geri kazanımı olması da mümkün müdür? Bunlarla beraber kentsel artık mekanlar sadece morfolojik olarak mı tanımlanmaktadır yoksa ‘modernleşme’ adı altında yaratılan sözde yeni mekanlar, kamusal alanlar ve yapılar da bizi uzaklaştırmakta ve kendilerini artıklaştırmakta mıdır? İnsanı düşünmeden yapılan her türlü müdahale artık olarak nitelendirilebilir mi, yani formu mükemmel olan her zaman iyi midir?

When we look at the conclusion, new questions appear in our minds: Should we only wait for others to ensure the change of such spaces that weaken our cities, to define them, and to give them a function? Or is it possible to recover them starting with the small scales and with a collective approach? Together with these, should those urban lost spaces be defined only morphologically, or do the so-called new spaces, public spaces, and structures created under the name of ‘modernization’ also distance us and make themselves redundant?

Görsel 5: Ortak Bahçe / Figure 5: Community Garden, https://london.ctvnews.ca/ontario-deems-community-gardens-an-essential-service-1.4911764
Görsel 6: Dönüşümden Sonra New York High Line / Figure 6: New York High Line After Regeneration, https://www.archdaily.com/24362/the-new-york-high-line-officially-open

Yazar/Author: Furkan Erdem Sözeri

Editör/Editor: Görkay Düzgün

Grafiker/Graphic Designer: İlayda Altıntaş

Çevirmen/Translator: Simay Aybüke Larçin

Kaynakça/References:

-Trancik, R. (1990), Finding Lost Space: Theories of Urban Design, Van Nostrand Reinhold Company, New York.