Moda sektörü hakkında birkaç klişe biliriz. Geçicidir, trendler hızla değişir veya ne olursa olsun eskiyi pişirip pişirip önümüze koyar. Küçük bir perspektiften bakacak olursak bunları söyleyip geçmek mümkündür fakat çığır açan defile tasarımlarının, bir şekilde geçmişten beslenip aynı zamanda çağa yön veren moda endüstrisinin daha farklı bir şekilde ele alınması gerektiğine inanıyorum. 

We know some cliches about the fashion industry. It is temporary, changes fast or recurs over and over again. It is possible to say these things when we look at it from a narrow perspective, but I believe the groundbreaking fashion show designs and the fashion industry that somehow fed from the past and shapes the future should be handled differently.

Medya sayesinde artık modayla ilgilenen de ilgilenmeyen de bir şekilde defile videolarına, görsellere veya markanın öne çıkan parçalarına maruz kalıyor. Her sonbahar/kış, ilkbahar/yaz hatta sezon arası çıkan bu defilelere belki milyonlarca dolara varan bütçelerle yatırımlar yapılıyor, ışıklar patlıyor ve yeni bir etkinlik düzenlenene kadar konuşulmaya devam ediyor. İşin en sevdiğim yanlarından biri ise çıkan koleksiyonun parçaları kadar defilenin gerçekleşeceği mekanın konuşulması!

Thanks to social media, everyone who is or is not interested in the fashion industry is exposed to fashion show videos, visuals, or the featured products of the brand. Maybe millions of dollars are invested in these fashion shows every fall/winter, spring/summer, or even in the offseason; the spotlights are on, and they keep talking about it until the next event. One of the best parts is that people talk about the space that will hold the show as much as they talk about the pieces in the collection. 

Yapay sahillerden gerçeğine, tarlasından nehir kenarına çığır açan birçok set tasarımı, yaratıcılığın sınırları olmadığını gözler önüne seriyor. Ses, aydınlatma, görsel efektler ve mekanın tasarımı ile marka, sergileme becerileri anlamında bir üst seviyeye çıkıyor.

From artificial beaches to real ones, fields to the riverside, lots of groundbreaking set designs show us that there is no limit to creativity. With the sound, lighting, visual effects, and the design of the space, the brand levels up in terms of display skills. 

Chanel, Jacquemus, Versace, Fendi, Marc Jacobs ve daha bunlar gibi birçok high-end markanın düzenlediği birkaç defileden örnek vererek bu sıradışı defileleri set tasarımı bağlamında incelemek belki konuyla ilgili ampul yakmamızı sağlayabilir ya da hepsini tümden patlatabiliriz! 

Giving examples from Chanel, Jacquemus, Versace, Fendi, Marc Jacobs, and many other high-end brands’ fashion shows and examining them in the context of set design may help us light a bulb, or maybe we can blow all out!

Bu serinin ilk yazısına uzun senelerdir istikrarlı bir şekilde seyiricisini, hatta uluslararası tüm moda endüstrisini şaşırtmayı başarabilen, defile-set tasarımlarına imza atan moda evi Chanel ile başlamak en doğrusu olacaktır.

It will be best to start this series of articles with the fashion home Chanel, who can consistently surprise its audience and even the whole international fashion industry, which puts signature to fashion show-set designs.

2019 İlkbahar-Yaz/ Ready-to-Wear Kreasyonu/ Paris Moda Haftası

2019 Spring-Summer/ Ready-to-Wear Collection/ Paris Fashion Week

Üstünden 2 sene geçmiş olsa da “ilginç” ve “defile” kelimeleri yan yana geldiğinde Grand Palais’de gerçekleştirilen bu defile mutlaka akıllara gelir. Karl Lagerfeld’in vefat etmeden önce tasarımını üstlendiği bu defilenin yapımında 150 kişi rol almış ve tam olarak 9 gün sürmüş. Koca bir kumsala dönüşen sete 266 ton kum ve yaklaşık 25 metrelik bir havuzu dolduracak kadar su taşınmış. Lagerfeld’in fantezi olarak tanımladığı şovda mankenleri ellerinde sandaletleri, çıplak ayakları ve arkalarında onlara göz kulak olan bir cankurtaranla görebilirsiniz. Mankenlerin yürüdüğü podyum iki akstan oluşan devasa bir iskeleye çevrilmiş ve izleyicilerin bulunduğu üniteler bu akslar çevresine yerleştirilmiştir. Yalnızca 16 dakika süren defilenin yer aldığı ortam seçimi koleksiyonun anahtar kelimelerinden olan “hafiflik”e dayanıyor. Bu tasarım ile yazın, kumsalın hafifliğini vurgulayan Lagerfeld bunu gerçek bir sahilde yapamaz mıydı? Yapabilirdi elbette fakat onun isteği gerçeği olduğu gibi vermek değil, fantezisine uygun bir gerçekliği kurgulamaktı.

Even though it’s been two years, when the two words “interesting” and “fashion show” are used together, the fashion show that happened in Grand Palais comes to mind. This fashion show, designed by Karl Lagerfeld before his death, took nine days and 150 people took a role in it. 226 tons of sand and enough water to fill a 25-meter pool are brought into the set, turning into a huge beach. In this show that Lagerfeld described as fantasy, you can see the models holding sandals in their hands, barefoot, and lifeguards keeping an eye on behind them. The podium models were walking on is turned into a huge beach dock consisting of two axes, and the audience units are placed around them. This show only lasted for 16 minutes, and the choice of environment came from the keyword of the collection, “lightness”. With this design, emphasizing the lightness of summer and beach, could Lagerfeld have made it in a real beach? Of course, he could have, but he did not want to give the reality as it is; he wanted to fiction a reality that fitted his fantasy.

2018/19 Sonbahar-Kış/ Ready-to-Wear Kreasyonu/ Paris Moda Haftası

2018/19 Fall-Winter/ Ready-to-Wear Collection/ Paris Fashion Week

Yine Grand Palais’de Karl Lagerfeld imzası taşıyan bu defile imkansızlığı sorgulatıyor. Sonbahar konseptini kurumuş yapraklardan ayrı düşünemezdik fakat Paris’in ortasında sonsuz bir ormanda düşünebilir miydik? Müzenin yüksek tavanına dek uzanan gerçek ağaçlar ve arkaplan olarak kullanılan orman görüntüleri izleyicilerde bir sonsuzluk algısı yaratıyor. Tüm alan boyunca yerleri kaplayan kurumuş yaprakların her adım atıldığında çıkardığı sesler bile tasarıma dahil. Mankenlerin üzerlerinde taşıdıkları eşsiz parçaları sergilemek için çıktıları, seyiriciye dönük yüzü aynadan oluşan platform ise hem parlaklığı hem yansıtıcı özelliği ile bir yandan koleksiyonun lame parçalarına atıfta bulunurken bir yandan da “sonsuz orman” algısını destekliyor. Aslında burada da yine gerçekliğin bir şekilde yorumlandığını ve orada fiziksel olarak bulunan seyirciye mekanın her düzleminin yeniden ele alınarak bir deneyim sunduğunu görüyoruz. 

This fashion show again in Grand Palais, signed by Karl Lagerfeld, makes people question impossibility. We could not think of fall without the dried leaves, but could we think of it in an endless forest in the middle of Paris? Real trees reaching the high ceiling of the museum and the forest visuals as background create a sense of infinity in the audience. Dried leaves covering the ground and the sound they make with every step are also part of the design. The platform that models are walking on to display the matchless pieces they carry has a mirror on the audience facing side referring to the lamé pieces in the collection also supporting the idea of “endless forest”. We can see that he again interpreted the reality and offered an experience to the audience by reconsidering every plane of the space.

2016 İlkbahar-Yaz/ Haute Couture Kreasyonu/ Paris Moda Haftası

2016 Spring-Summer/ Haute Couture Collection/ Paris Fashion Week

Yine ve yine Lagerfeld imzalı bir defile ve yine Grand Palais ev sahipliği yapıyor. Koca bir Zen bahçesine çevirilen müzenin içerisinde ahşaptan dev bir yapı, yine ahşap bitişli basamaklar görebiliyoruz. Bunun yanında da bahçeyi tamamlayıcı özelliğe sahip olan küçük göletle beraber Asya esintilerine tanıklık edebiliyoruz. Arka planda kullanılan tek renk mavi gökyüzü arkaplanı ve sahnenin boşluklarını dolduran uzun ağaçlar da sürreal bir atmosfere sürüklüyor seyircileri. Bu sefer diğerlerindeki gibi gerçekliği yorumlamak, yeniden kurgulamak demek doğru olmayabilir. Bu sefer gerçek olamayacak kadar düzenli, düzlemlerin mükemmel ve minimal dokunuşlarla birleştiği bir defile tasarımı görüyoruz. Zaten ortamda kasıtlı olarak oluşturulan simetri de bu düzeni destekliyor. Koleksiyonla bağlantısını bu sefer direkt kıyafetlerden değil de mankenlerin saç tasarımında görmek mümkün oldu benim için. Tek tip, Asya kültürünü çağrıştıran saç modeli kurulan setin atmosferini başarıyla desteklemiş. 

Again a fashion show signed by Lagerfeld and the host is again the Grand Palais. We can see a huge wooden construction and stairs with wooden finishings in a museum turned into a zen garden. Besides, with the small pond complementing the garden, we can witness Asian vibes. Monocolor blue sky background and the trees filling the gaps in the set drag audiences to a surreal atmosphere. This time it may not be correct to say he interpreted or reconstructed the reality. This time, we see a fashion show that is too regular and perfect to be real, combined with minimal touches. The symmetry created on purpose supports this scheme. I could see the relation to the collection with the hair design, not with the dresses this time. Hair design which was monotype and evocative of Asian culture successfully supported the set’s atmosphere.

Ve en sonda, o ahşap yapının Karl’ın izleyicilere selam vermesi için belirdiği an, tüm yapının panellere ayrıldığını görüğümde çok heyecanlandığımı söylemeden geçemeyeceğim. Genel olarak bakıldığında defile her ne kadar minimal olsa da, sonda o panellerin dramatik bir şekilde açılışı aslında bu sadeliğin altındaki ihtişamın ve gösterişin çaktırmadan da olsa altını çiziyor.

And at the end, I cannot go without saying that I was too excited to see the whole wooden construction splitting into panels when Karl came to greet the audience. Even though it was a minimalist parade, the dramatic opening of the wooden panels was slightly undermining the whole magnificence and ostentatiousness.

2015-16/ Sonbahar-Kış Haute Couture Kreasyonu/ Paris Moda Haftası

2015-16/ Fall-Winter Haute Couture Collection/ Paris Fashion Week

Bu sefer daha teatral bir defileye gidiyoruz. Defile; Kristen Stewart, Lily Collins, Julian Moore ve Lily Rose Depp gibi Chanel ile özdeşleşmiş isimlerin şov esnasında kumar masasına oturmalarıyla başlıyor. Kumarhane temalı bu şovda mekan yine simetrik organize edilmiş, her şey mükemmel bir düzen içinde ayarlanmış. Slot makineleri, ortaya yine simetrik bir biçimde yerleştirilmiş kumar masaları, hatta zeminde materyal olarak halı kullanılması atmosferi yaratan temel elementler arasında yer alıyor. Sirkülasyon koridorları bu elementlerin stratejik konumlandırılmalarıyla oluşturulmuş ve böylelikle mankenler masalar ve seyirciler arasında bulunan hatta kendilerini gösterebiliyorlar. Tavan tasarımı ve ışıklandırması da bu hat ile simetri sağlayarak tam anlamıyla bir alan tanımlası yaratmayı başarmış. Görkemli merdivenler, altın bitişli detaylar mekanda aynı zamanda bir zenginlik algısı yaratmayı başarmış. Yani kısacası Lagerfeld, Vegas’ı Paris’e tam anlamayı taşıyabilmiş.

We are going to a more theatrical show this time. The show starts with names identified with Chanel, such as Kristen Stewart, Lily Collins, Julian Moore, and Lily-Rose Depp, sitting on a gambling table. In this casino-themed show, the space is again organized symmetrically and everything is arranged orderly. Slot machines, gambling tables placed symmetrically, and even carpet as a floor finish are the fundamental elements creating the atmosphere. Circulation corridors are made by placements of these elements so that models can show themselves in the line between the tables and the audience. Ceiling and the lighting design that runs symmetrically to this line succeeded in defining a space. Majestic stairs and gold finishings helped create a sense of wealth. Briefly, Lagerfeld, by all means, brought Vegas to Paris.

Mücevherler, Chanel’in ikonik ve bu sefer ekstra gösterişli bir biçimde işlenmiş tüvit takımları ve ayakkabılardaki yaka detayları da bu görsel şölenin bir bütünlük içinde olduğunu gösteren diğer elementler olarak karşımıza çıkıyor. 

Jewelry, Chanel’s iconic tweed suits that are extra flashy and the shoe collar details emerge as the other elements that show this visual feast is in harmony.

Bu tip defilelerin benim için en ilgi çekici yanı manifestoyu yalnızca çıkan ürünlerde değil, mekan tasarımıyla beraber görebilmek oluyor. Yansıtmak istedikleri tema birçok disiplinin bir arada kullanılmasıyla tüketicilere, izleyicilere aktarılıyor. 

The most interesting part of these fashion shows for me is to see the manifest not only with the products but also with the design of the space. The theme is expressed by using multiple disciplines to the users and the audience.

Çevirmen/Translator: Simay Aybüke Larçin

Grafiker/Graphic Designer: Doğa Su Yıldırım