ARCHITECTURAL GRAVITY

When we talk about architecture, the term “differentiation” appears eventually. Since we as humankind are different from each other within every inch of us, our design and approach differ too. Culture is one of the most valuable aspects in this manner. It makes us who we are, and only ours. Unlike a civilizations’ being a common property of all humanity. All cultural practices are alike in terms of their importance. However, some disciplines draw special treatments in every culture, which are very intimate, like architecture. It is one of the constitutive components of the culture. So, the culture is prior to us, and architecture is prior to the culture. Culture is the cause and the content of architecture. By means, they have the balance, and they are the union on their own. Interpretation, therefore, is to study the objects, signs, and instruments of cultural values. So, how is the differentiation generated? 

Mimarlık hakkında konuştuğumuzda, nihayetinde “farklılaşma” terimi ortaya çıkıyor. İnsanoğlu olarak her santimde birbirimizden farklı olduğumuz için tasarımlarımız ve yaklaşımlarımız dolayısıyla çeşitleniyor.  Kültür, bu anlamda en değerli unsurlardan biri diyebiliriz; bizi olduğumuz kişi yapar ve sadece bizimdir. Bütün kültürel pratikler, önemleri bakımından birbirine benzer. Ancak, bazı disiplinler, mimari gibi, her kültürde çok samimi olan özel muameleler çizer. Çünkü mimari, kültürün kurucu unsurlarından biridir; kültür ise mimarlığın nedeni ve içeriğidir. Yani kültür bizden önce, mimari de kültürden önce gelir.  Denge onlardadır ve kendi başlarına birliktirler. Dolayısıyla bizim yaptığımız yorumlama, kültürel değerlerin nesnelerini, işaretlerini ve araçlarını incelemektir. Peki, farklılaşma nasıl olur? 

Let us take the city of Istanbul as an example. The city is so ornamented in a socio-spatial formation that embodies a complex and multidimensional projection of many cultures together. So, it is the three-dimensional space that represents contrary relations, overlaps, and sense of complexity through its very built environment and their way of forgathering. Although being distant, this enrichment of the city while experiencing it with a considerable amount of intellectual investment makes you feel familiar as an outsider, outside of Istanbul or the Turkish culture. Edmondo De Amicis -an artist- as an outsider, says, he came to Istanbul and felt just as same by the environment he has envisioned. The silhouette of the city intimated him, thus far the feeling of familiarity aroused. He later talks about his Istanbul experience at the 17th Biennale of Venice, by assembling Venice and Istanbul as cities that have historically assumed similar roles, and to be both called ‘’ gateway cities’’. 

Örnek olarak İstanbul şehrini ele alalım. Şehir, birçok kültürün karmaşık ve çok boyutlu bir izdüşümünü bir arada bünyesinde barındıran bir sosyo-mekânsal oluşum içinde öyle ahenkle bezenmiştir ki… Tam da yapılı çevresi ve onların bir araya gelme biçimleri aracılığıyla zıt ilişkileri, örtüşmeleri ve karmaşıklık duygusunu temsil eden üç boyutlu uzaydır. Mesafeli olmasına rağmen, şehrin bu zenginleşmesi, önemli miktarda entelektüel yatırımla yaşanırken, İstanbul’un veya Türk kültürünün dışında biri olarak bile tanıdık gelir. Sanatçı Edmondo De Amicis, bir yabancı olarak İstanbul’a geldiğini ve hayal ettiği ortamda kendisini aynı hissettiğini söylüyor: “Şehrin silueti içine aldı, şimdiye kadar bildiklerimle bir aşinalık duygusu uyandırdı”. Sanatçı daha sonra 17. Venedik Bienali’nde, Venedik ve İstanbul’u tarihsel olarak benzer roller üstlenmiş ve her ikisine de “geçiş şehirleri” denecek şehirler olarak bir araya getirerek İstanbul deneyimini anlatır.  

The city, the resident, and the culture are different, yet have the very same feeling. Within the time, as culture and history combined with humans, there an assuage is generated for the needs, functions, and aesthetics. As human is inevitably involved in architecture, although the culture is different, the feeling is the very same. Similarity rises from here, our needs and satisfactions are alike, yet different from each other in terms of the approach of it, and the conditions to establish and sustain them. It is no different than saying, “Gravity’s pull is different here.” Every inch and interpretation itself feel different, yet the gravity is the consociate and what makes us think the similarity, familiarity. 

Şehirler, ikamet eden kişiler ve kültürler farklıdır; ancak aynı duygular bulunur. Zaman içinde kültür ve tarih insanla birleştikçe ihtiyaçlara, işlevlere ve estetiğe yönelik bir güvence üretilmiştir. İnsan kaçınılmaz olarak mimarlığın içinde olması sebebiyle kültürü farklı olsa da aynı duyguda buluşur. Benzerlik tam olarak buradan doğar. İhtiyaçlarımız ve tatminlerimiz benzerdir, ancak yaklaşımı ve bunları kurma ve sürdürme koşulları bakımından birbirinden farklıdır. “Yerçekimi burada farklı” demekten farkı yok. Her santim ve yorumun kendisi farklı hissettiriyor, ancak yerçekimi ortak ve bize düşündüren onun benzerliği, aşinalığı oluyor.  

Çevirmen/ Translator: Şebnem Sezgin

Editör/ Editor: Beliz Karatoprak

Grafiker/ Graphich Design: İlayda Altıntaş