Antik Yunan mimarisinin akıllarda en çok yer edinen yapılarından birinin kendi mitolojisine ait tanrılar için yapılmış olan tapınaklar olduğunu söyleyebiliriz. Türkiye’de özellikle Ege Bölgesi’ne turistik geziler yapmış olanların bu tapınakların en az birine denk geldiğini düşünüyorum. Bu tapınaklar yapısal olarak –günümüze kadar orijinal hallerini koruyamamış olsalar dahi- nefes kesen büyüklüğe ve ihtişama sahipken, estetik olarak da Antik Yunan mimarisinin öne çıkan özelliklerini görmek mümkün. Bu tür tapınakların konumlandırılma şekli tapınağın bölgede bir nevi heykel olarak algılanmasına sebep olmakta. Bunun bir nedeninin yapının yükseltilmiş bir zemin üzerine oturtulduğu olduğunu söyleyebiliriz. Bu aynı zamanda tapınakların yüzeyindeki ışık etkisinin en yüksek seviyede görülmesini sağlıyor. Tapınakların konumu ile ilgili olarak yapının ana ekseninin yönü de oldukça önemli. Zira bu yön güneşin tapınağı ve tapınağın içindeki tanrı heykelini aydınlatacağı yönü işaret ediyor. Ayrıca güneşin aydınlattığı cephe de zamanında dini ritüeller ve törenler için kullanılmış.

Bu tapınaklar arasında belki de çoğunuzun ismine aşina olduğu bir yapıya değinmek ve bu yapıyı Antik Yunan mimarisi açısından incelemek istiyorum bu yazımda: Türkiye’nin Ege kıyısında bulunan Aydın’a bağlı Didim beldesindeki Didim Apollon Tapınağı. Bu tapınağın geleceği ortaya koyan bir kehanetten bahsetmesinin yanında dini sorulara cevap arayanların kullandığı Kutsal Yol ile Milet’e bağlanması da tapınağın kendi zamanındaki önemini gösterir nitelikte.

Milet Yarımadası’nda bulunan bu tapınak Antik Yunan zamanında güneş, hukuk, akıl, müzik ve şiir tanrısı olan Apollon için inşa edildi. Miletoslu mimar Daphnis ve Efesli Paionos bu yapıyı Antik Yunan’ın en büyük tapınağı ve ayrıca dünyanın yedi harikasından biri olan Artemis Tapınağı’na rakip olması için tasarladılar. Fakat tapınağın inşaatı yüzyıllarca devam etti ve hiçbir zaman tamamlanamadı. Araştırmacılar inşaatın çok uzun sürmesi nedeniyle inşaat başladıktan yaklaşık 600 yıl sonra inşaatın durdurulduğunu ve bu yapının zamanla çeşitli depremlerle yıkıldığını söylüyorlar. Tapınağın tamamlanamamasına ve hatta bir kısmının yıkılmasına rağmen şu an bile görkemini koruması, yapının tamamlanması durumunda nasıl bir ihtişamın ortaya çıkacağı konusunda oldukça merak uyandırıyor. Gerçekte göremesek bile bu konudaki araştırmacıların çizimlerinden binanın nasıl bir etkileyiciliğe sahip olacağını tahmin edebiliyoruz.

Antik Yunan’ın temel orantılarına göre inşa edilen bu yapıda kullanılan birtakım teknikler Yunan tapınaklarında mimari bir gelişme olarak görülür. Tapınağın etrafında önde ve arkada on sıra, yanlarda 21 adet çift sıra olmak üzere her biri 2,5 metre çapında toplamda 122 sütunla çevrilidir ve tapınakla birlikte bu yapılar bir platformun üzerine oturtulmuştur. Yapının ihtişamını etrafındaki kolonların sayısından anlayabildiğimiz gibi yüksekliğinden de anlayabiliriz. 19,7 metre yüksekliğe sahip bu kolonlar tapınakla birlikte 120 metre uzunluğunda ve 60 metre genişliğinde basamaklı bir platform üzerine yerleştirilmiştir. Sadece platformun kapladığı alan bile bir tanrıya adanan bu kutsal mekanın Antik Yunan için ne kadar önemli olduğunu gösterir nitelikte.

Tapınağın dış kısmı diğer Yunan tapınaklarına benzerlik gösterirken iç kısmında farklılıklar bulunuyor. Tapınakların ortasında ritüellerin yapıldığı iç oda, iç cella olarak adlandırılır ve kutsal alan olarak görülür. Sıradan Yunan tapınaklarının bu iç odası, doğrudan tapınak platformunun üzerine inşa edilmiştir. Fakat Apollon tapınağında bu durum farklıdır. Bu tapınak diğerlerinden farklı olarak bir su kaynağının etrafına inşa edildiği ve bu iç odanın seviyesinin yer seviyesinde olması gerektiği için tapınağın platformunun tepesinden iç odanın zeminine inen iki uzun ve dar tonozlu tünel inşa edilmiştir. Bu tünellerin her biri yaklaşık 21 metre uzunluğunda ve 1 metre genişliğindedir.

Tapınağın iç kısmının benzersiz olmasının yanı sıra, bu tapınağı istisnai kılan bir diğer özellik de 1979 yılında yukarıda bahsettiğim iç odanın iç duvarında keşfedilen mermere oyulmuş ince çizgilerdir. Tapınağın gerçek planını yansıtan bu çizgilerin tam ölçekli olduğu ve inşaatın tamamlanmasına yardımcı olmak için çizilen kılavuz çizgilerin olduğu düşünülmektedir. Bu çizgilerin yüzyıllar sonra bile görülebilmesi inşaatın hiç bitmemesine ve duvarların son cilasının yapılamamasına bağlanmıştır.

Yapıyı diğer tapınaklardan ayıran bir diğer özellik ise hipoetral olması yani açık havaya sahip olmasıdır. Başka bir deyişle, ortasında çatı yoktur. Tapınak dışarıdan tamamen çatılı bir yapı olarak görülür ancak tapınağın iç odası açıktır, gökyüzüne bakar ve bu şekilde iç odada kutsal bir koru oluşturulmuştur. Ağaçların olduğu alanda Apollon heykelinin bulunduğu daha küçük bir tapınak olan naiskos vardır.

Didim Apollon Tapınağı’nı sembolik olarak inceleyecek olursak; Antik Yunan’ın dördüncü büyük tapınağı olan bu tapınak, Akdeniz bölgesinde önemli bir yere sahip. Apollon Tapınağı kilise ile devletin birbirinden ayrılamayacağı anlayışının hâkim olduğu Milet’i hem siyasi hem de dini olarak etkiledi. Tapınak dini bayramlara ve adaklara ev sahipliği yaparken; yapılan anlaşmalar, vatandaşlık yasaları ve kamu işletmeleri üzerinde de büyük etkisi oldu. Tapınak aynı zamanda düşmanlardan korunmak ve halka ve yabancılara yardım etmek için de kullanıldı. Ayrıca zamanında çok güçlü olan birçok hükümdar bu mabedi ziyaret etti ve heyetler gönderdi.

Antik Yunan mimarisine sahip ama aynı zamanda birçok benzersizliği barındıran bu yapı zamanında hem dini hem de siyasi olarak önemli bir konumda olmakla birlikte ve günümüzde de turistik anlamda büyük ilgi görüyor. Devasa elemanları ile insanın nefesini kesen bu tapınak o dönemin mimari anlayışını ve siyaset- din ilişkisini gözlemlemek açısından ziyaret etmeye değer bir yapı.

Yazar/Author: Aslı Selin Özzade

Editör/Editor: Görkay Düzgün

Grafiker/Graphic Artist: Doğa Su Yıldırım