İletişim ve Tasarım bölümüne başladığımdan beri öğrendiğim bir kural var. Üçler kuralı, aslında tüm tasarım ilkelerinin ortak kuralı da denebilir. İster bir düzlemde iki boyutlu, isterseniz de üç boyutlu bir tasarım çıkartılacak olsun, tasarımın daha dinamik ve daha ilgi çekici gözükmesi için bu kural uygulanır. Aslında bunun altında yatan temel mantık kompozisyonu üç yatay üç dikey eşit parçaya ayırarak belli kontrol noktaları oluşturmaktır. Böylece izleyicinin odağı sadece merkezde olmayacak, asimetri yaratılarak da izleyicinin dikkati çekilebilecektir. Aslında bu prensip grafik tasarımdan fotoğrafçılığa, fotoğrafçılıktan sinemaya kadar farklı birçok alanda da kullanılır. Özellikle sinemada zorunluluk olarak görülen prensiplerden biridir ve birçok yönetmen tarafından da tercih edilir.

If there is one rule that I have learned since I started the Communication and Design department, it would be the rule-of-thirds that can actually be called the common principle of all design practices. Whether a two-dimensional or three-dimensional design is to be created on a plane, this rule is applied to make the design look more dynamic and more interesting. The underlying logic is to divide the composition into three horizontal and three vertical equal parts and to create particular control points. Thus, the focus of the viewer will not only be in the center but also the attention of the viewer will be drawn by creating a certain asymmetry. This principle is used in a variety of fields, from graphic design to photography, from photography to cinema. It is one of the essential principles that is being practiced, frequently preferred by many directors who work in the movie industry.

Mad Max Fury Road (2015), George Miller

Yönetmenlerin birçoğu tarafından tercih edilse ve temel kurallardan biri olarak görülse bile, buna itiraz eden bir yönetmenimiz var: Wes Anderson. Reklamcılık kökenli olan Amerikalı yönetmen aslında her filminde yarattığı birbirinden farklı renk paletleriyle, içimizi ısıtan senaryolarıyla ve her filminde birbirinden farklı ama bir o kadar da özel olarak yarattığı karakterleriyle hem sinema tarihinde yerini almış hem de kalbimizde bir o kadar da yer etmiştir. En son filmi geçtiğimiz yıl vizyona giren Fransız Postası ile birlikte, Büyük Budapeşte Oteli (2014), Yükselen Ay Krallığı (2012) ve Tenanbaum Ailes (2001) gibi filmleri en bilindik filmlerini oluşturmakta.

We have one director who strongly objects to this, although it is a technique preferred by most directors and seen as one of the ground rules of design principles: Wes Anderson. The American director, who has an advertising background, actually earned his respect in the history of cinema and has a place in our hearts with the different color palettes he created in his films, the scenarios that warm our hearts, and the characters he designed, which are always different and authentic from each other. Along with his latest film, The French Post, which was released last year, his films such as The Grand Budapest Hotel (2014), Moonrise Kingsom (2012), and The Royal Tenenbaums (2001) are his most well-known films.

Wes Anderson’dan bahsetme sebebim ise kendisinin bu tüm tasarımın temelinde olan üçün biri kuralını kullanmamasıdır. Hatta kendisi merkezi çerçeveleme konusunda bir usta diyebiliriz. Anderson filmlerinin tamamında insanlar ve objeler her zaman kompozisyonun merkezinde yer alır, her filminde kusursuz bir simetri sunar bizlere. Peki kendisi herkesi merkeze alıyor ancak nasıl oluyor da filmleri hala dinamik ve eğlenceli geliyor bizlere? Aslında simetrinin kompozisyonları sıkıcılaştırdığı ve tekdüzeleştirdiği söylense de Wes Anderson, bunu öyle bir şekilde yapıyor ki bundan keyif alıyor halde buluyoruz kendimizi. Filmlerindeki kusursuz merkezilik, aslında arka planda gerçekleşen ışıklandırma, objelerle gerçekleştirilen görsel ağırlığı değiştirme ve perspektif kullanma gibi unsurlar sayesinde çerçevelemesi bizlere sıkıcı değil, aksine rahatlatıcı ve etkileyici geliyor.

The reason I mention Wes Anderson is that he does not use the one-of-three rule, which is at the core of this whole design. He can even be called a master of central framing. In all Anderson films, people and objects are always at the center of the composition, offering us a perfect symmetry in each of his films, in total contrast with the one-of-three rule. Well, we mentioned that he puts everyone in the center, but how come his movies are still dynamic and entertaining to their audience? Although it is argued that symmetry makes compositions boring and monotonous, Wes Anderson does it in such a way that we find ourselves enjoying it. Thanks to the perfect centrality in his films, the lighting that happens in the background rather than the frontal layers, the changing of the visual weight with the objects, and the use of perspective, his framing is not boring to us, but rather relaxing and impressive.

Örneğin Yükselen Ay Krallığı (2012) filminde bu sahnede her iki karakter de iki kenardan birbirlerine bakarlar. Sonrasında da çerçevenin ortasında buluşurlar. Ancak ilk fotoğrafta ikisi de merkezden tam olarak aynı uzaklıktalar. Geniş plan çekime baktığımızdaysa karakterler sol ve sağ tarafta olsa da dikkatimiz merkezdeki objeye gider.

For instance, in the movie Moonrise Kingdom (2012), both characters look at each other from both sides in this scene. Then, they meet in the middle of the frame. But in the first frame, they’re both the same distance from the center. When we look at the wide shot, our attention goes to the object in the center from the sides, even though the characters are on the left and right.

Yükselen Ay Krallığı (2012), Wes Anderson

Animasyonlarında da filmlerinde de aynı şekilde merkeze koyma yöntemini uygulayan Wes Anderson, üçün biri kuralını aşmış ve sinemaya kendisiyle eşleştirilen mükemmeliyetçi bir simetri anlayışını ortaya koymuştur. Verdiğim örnek sadece bir filminden ancak bütün filmlerinde aynı detayları yakalamak mümkün. Birbirinden farklı harika renk paletleri kullanan, her filmiyle seyircisinin sempatisini arttıran ve eserlerini benim de hep çok keyifle izlediğim yönetmen Anderson, sinemanın kurallarını kırsa bile bizlere aslında ne kadar iyi işler ortaya koyabileceğini gösteriyor!

Wes Anderson, who applies the same method of centering both in his animations and films, has exceeded the one-of-three rule and revealed a perfectionist symmetrical approach that has become a catchphrase with himself with his cinematic portfolio. The example I gave is from only one of his numerous movies, but it is possible to capture the same details in all of his movies. Director Anderson, who uses different and wonderful color palettes, increases the sympathy of the audience with every film, and whose works I always watch with great pleasure, show us how good he can produce works even if he breaks the rules of cinema and design principles that all practices obey!

Yazar/Author: Hülya Üngör

Editör/EditorBeliz Karatoprak

Grafiker/Graphic Designer: Meliha B. Doğan

Çevirmen/Translator: Irmak