The Only Thing We Haven’t Burnt By Now Is The Rome


Hepimize tarih dersinde bir grup Fenike’li tüccarın sahilde kamp yaparken tesadüfen camı buldukları anlatılmıştır. En azından Yunan tarihçi Piny böyle dediği için biz de böyle kabul etmişiz.

Piny’e göre kamp kuran tüccarlar sabah uyandıklarında gece boyu yanmış ateşin külleri arasında şeffaf ve parlak parçacıklar buluyorlar. Bunu görünce satmadan duramamış olsalar gerek, Mezopotamya ve Mısır’da oradan da Suriye ve son durak Avrupa’da, Venedik’te popülerleşerek süslemelerde değerli taşlar yerine kullanılmaya başlıyor. Bir nevi replikanın icadına da vesile olmuş diyebiliriz!

Özellikle Venedik bu işin merkezi haline geliyor. Bu da fabrikaların merkeze kurulması demek. Cam ustaları yangın çıkarmakla meşhur olduğundan normalde fabrikalar şehir merkezinin dışına kurulur ancak her nedense bu sefer Venedik’in içine kuruluyor. Herhalde Büyük Roma yangını yetmiyor bir de Venedik’i yakalım demişler. Sık sık çıkan yangınlar insanların sabrını tüketmiş olsa gerek, verilen kararla bütün cam ustaları Murano Adası’na gönderiliyor. Yakacaklarsa kendilerini yaksınlar diyerek herhalde! Neyse ki ustalarımız kendilerini yakmak yerine kafa kafaya verip tekniklerini bir araya getiriyorlar. Geleneksel yöntemlere kendi bulduklarını da ekleyerek ortaya günümüz cam sanatını çıkarıyorlar.

Camın kendisinden bahsetmeden sanatından bahsetmek olmaz. Camımız sadece sanattan ibaret değildir. Aynı zamanda bilimin ta kendisidir! Kimya ve fiziğin mükemmel uyumu da diyebiliriz. Tabii biz daha elementleri bulmadan önce daha basit düşünüyorduk: Kum artı ateş eşittir cam. Ama insanoğlu olarak basit düşünmek bize yakışmadığından temeline inip asıl elementinin kumun içinde bulunan Silisyum olduğunu bulduk. Bu sayede camı, kalitesini bozan diğer elementlerden arındırarak daha kaliteli ve sağlam cam üretmeyi başardık. Diğer bir deyişle camımız etrafındaki toksik insanlardan arınmış bir kişi edasıyla hayatına parlak bir dönüş yaptı.

Her ne kadar sert gözükse de özünde kırılgan olan camımızın işlenişi narinliğini ön plana çıkarır. Katıyken işlenilemeyen camımız önce yüksek ısılı fırında balımsı kıvama gelene kadar ısıtılır. Ama nazı bitmez, sert gözükmediği zaman da yakıcıdır. Ancak tunç bir boruyla çıkarabiliriz o fırının içinden. Tunç borumuz sağ olsun ısıyı belli bir noktadan öteye iletmez, öfkeli cam balımız ve inatçı ustamız arasında bir köprü görevi görür. Tunç borumuzla baldan işleyeceğimiz kadar bir parça alıp üstünde çalışmaya başlarız. Bir kuş mu yapmak istiyoruz önce masada borumuzu yuvarlayarak başlarız şekil vermeye. Ama nazı hiç bitmez hemen sertleşir. O zaman cam ustamız hemen huyuna gider, camımızı fırına yeniden götürerek yumuşamasını bekler. Yumuşayan camımız tekrar şekillenmeye başlar. Bu sefer kiraz ağacından yapılmış başka şekillendiriciler devreye girer. (Tabii sürekli suyun içinde bekleyerek ıslak kalması sağlanır, böylece cam işlenirken su tampon oluşturarak ağacın yanmasını engeller, aynı şey insan eli için de geçerlidir. Islak elle cama kısacık da olsa dokunabilirsiniz. Buharlaşan su sizi korur. Evde denemeyin!) Kiraz ağacından yapılan kepçeyle camı şekillendiririz. Sonrasında yine kiraz ağacından yapılmış maşamızla kuyruk ve burun için camımızı çekiştiririz. Yeni halini beğenmiş olsa gerek, sakinleşerek soğumaya başlar. Yok beğenmedi mi? Hemen geri dönüşüme! Tunç borumuza sert bir darbeyle vurarak kuşumuzu yollarız.

Camımız yumuşak dokunuşlardan hoşlanmadıysa biz de işe nefesimizi katar, üfleme için delikli tunç borumuzla yine nazlı bir parça alırız ve üfleyip delikleri kapayarak balonumuzu oluştururuz. Nazlı camımıza az nefes versen yetmez, fazla versen kırılır. Kısacası, tam ayarında dil dökmek gerekir desek yalan olmaz. Onu ayarladıktan sonra ister vazo ister bardak olsun artık söz dinler kendisi.

Ama süslenmeyi de pek sever. Bu yüzden başında bal gibi tatlıyken birkaç metal atacaksın ki renklensin. ‘’Tutkulu olması için bir tutam altın ve yakut rengi camınız sizinle! Bir tutam kobaltla huzur verici derin bir mavi, biraz daha canlı olsun derseniz bir tutam uranyum ve parlayan sarı yeşil tonlarına hazır olun, partinin yıldızı sizsiniz! Desenli olsun derseniz bal halindeki sade camınızla renkli cam parçalarınızı bir araya getirmelisiniz. Ama zorlamadan. Ne demişler zorla sevgi olmaz! Nazlı camımız sevgi konularında işlenmesi kadar inatçı olmasa gerek hemen eriyiveriyor. Katlamalı, evirmeli çevirmeli hareketlerle desenli camımız şekilleniyor ve podyumdaki yerini alıyor.’’

Sonrasında hediye gelen çiçek demetimizi koyduğumuz sürahi, fotoğraflarımızı koruyan çerçeve, uzun bir yakalamaca oyununun ardından kana kana su içtiğimiz bardak, bayramlarda gidilen misafirlikte çaktırmadan kapağını açıp içinden lokum yürüttüğümüz lokumluk, güzel bir manzaraya bakan pencere, sabahları evden çıkmadan son bir kez daha baktığımız ayna… Hayatımızın her anında bizimle olan bir sanat…



In history class, we are all told that a group of Phoenician merchants accidentally found the glass while camping on the beach. At least, we accepted it because the Greek historian Pliny the Elder, Gaius Plinius Secundus (AD 23/24 – 79), said so.

According to Pliny, when the merchants who camped have woken up in the morning, they found transparent and shiny particles among the ashes of the fire that burned all night. Apparently, they couldn’t stop selling it when they saw this. It became popular in Mesopotamia and Egypt, then Syria, and the last stop in Europe, Venice, and began to be used instead of precious stones in decorations. We can say that it led to the invention of some sort of replica of precious stones!

Venice, in particular, started to become the center of this business after the trend of using glass has spiked among countries. This means the establishment of factories emerged around this center. Since glassmakers are famous for starting fires, we would guess that the factories were intentionally set up outside the city center. However, for some reason, they were set up inside Venice. Probably the Great Roman fire was didn’t seem enough, and they said, “Let’s burn Venice”. With this decision, frequent fires must have exhausted people’s patience, leading all-glass masters to get sent to Murano Island. Their mindset was like, “If they are going to burn, I guess they should only burn themselves!”. Fortunately, these masters put their minds together and developed different techniques rather than burning themselves. They were the pioneers of today’s glass art by adding their inventions to traditional methods.

It is not possible to talk about the art of glass without talking about the glass itself. Glass is not just about art. It is also a scientific finding all by itself! Additionally, it is a perfect harmony of chemistry and physics. Of course, even before we found the elements, we thought simpler: sand plus fire equals glass. But as human beings, thinking simply doesn’t suit us, so we went down to the basics and found that the main element is silicon in the sand. In this way, we succeeded in producing higher quality and durable glass by purifying the glass from other ingredients that distort its quality. In other words, glass has made a brilliant comeback to life, just like a person freed from the toxic people around it.

Although it seems complicated, the processing step of glass, which is fragile, highlights its delicacy. Glass, which cannot be processed while solid, is first heated in a high-temperature oven until it reaches a honey-like consistency. But its coyness never ends, and when it doesn’t look rough and robust, it is silently ferocious. The only way to get it out is with a bronze pipe from inside that furnace. Thanks to our bronze pipe, it does not transmit heat beyond a certain point; it acts as a bridge between the angry glass with honey density and its stubborn master. We take a piece of this glass as much as we can process with our bronze pipe and start working on it. If we want to make a bird, we start by rolling our tube on the table. But his temper never ends; it hardens immediately. Then our glass master directly goes to his habit, takes this glass back to the oven, and waits for it to soften. Our softened glass begins to retake shape. This time, other shapers made of cherry wood come into play. Of course, it is kept wet by standing in the water all the time, so the water creates a buffer and prevents the tree from burning while it is being processed; the same is true for human hands. You can touch the glass with wet hands, albeit briefly. Evaporating water will protect you by a glass with a ladle made of cherry wood; we shape it. Then we pull the glass for the tail and nose with our cherry wood tongs. The new form must have liked its new self, but it begins to cool down by calming down. Didn’t it like it? Recycle now! We send this bird out by hitting our bronze pipe with a hard blow.

If our glass does not like soft touches, we also add our breath to work, we retake a cozy piece with our perforated bronze pipe for blowing, and we form our balloon by blowing and closing the holes. If you give less breath to this delicate glass, it would not be enough; if you give more, it might break. In short, it would not be a lie if we say that it is necessary to act accordingly for the exact setting. After arranging it, whether it is a vase or a glass, it obeys accordingly on how we work.

But the glass also likes to be decorated. That’s why you’re going to throw a few metals while it’s sweet as honey on its head so that it gets colored. For these decorations, a pinch of gold and ruby glass should be with you. A calming deep blue with a dash of cobalt, uranium, and glowing yellow-green tones can be used if you want it to be a little more vibrant. If you want it to be patterned, you should combine your plain honey-dense glass with your colored glass pieces without using too much force. As they say, there is nothing such as forced love. This glass is not as stubborn as its process step on the decoration, but it melts away immediately. Our patterned glass takes shape and takes its place on the podium with folding, inverting, and twisting movements.


The vase we get as a gift in which we put our bouquet. This frame protects our photographs, the glass we drank water after a long game of catch, the Turkish delight holder we can stealthily open the lid and pour Turkish delight inside during the holidays, the window overlooking a beautiful view, the mirror that we look at one last time before leaving the house in the morning… An art that is with us in every moment of our lives…

Editör/ Editor : Beliz Karatoprak

Çevirmen/ Translator : Irmak Çelik

Grafiker/ Graphich Design : Meliha B. Doğan