Don Quixote

Hep bir döngünün içinde var olduğumu düşünürüm ya da çarklı bir sistemin içinde olduğumu.  Aslında anlamsız görünen işaretlerin bazı kavramlarla bir bağ kurarak hep bir döngü içinde karşıma çıktıklarına inanıyorum. Bu kavramlar bazen bir şarkının içinde karşıma çıkıyorlar,  bir tabloda bana göz kırpıyorlar, bir yapının içinde beni bekliyorlar,  bir bedende can bulup arkadaşım oluyorlar ya da bir tanıdığımın bedeninde aniden beliriveriyorlar. Benim bir şeyleri fark etmeme de yardımcı oluyorlar. Genelde hayatıma giren insanlar hoş, bazen de buruk, hüzünlü duygular bırakarak bu döngünün adeta bir kadim elemanı, yağı oluyorlar. Bu anlattıklarım çok soyut ve karmaşık geliyor kulağa, hatta çevreme anlatırken çok zorluk çekiyorum ama sonunda somut bir örnekle karşılaştım. Büyümek mi, küçülmek mi? Yetişkin olmak mı çocuk olmak mı? Bir zaman makinen olsa geçmişe mi gitmek istersin geleceğe mi? Şimdiki deneyiminle 10 yaşındaki sana ne derdin?

I suppose my existence is in a constant loop or a system with wheels. I believe that there are signs that turn up in front of me in a vicious cycle relating to notions, even though they seem like they hold no meaning in reality. I stumble upon them at various places. They are in songs, time to time they give a wink at me from a painting, wait for me in a structure, gain consciousness and become my friend, even appear in the body of an acquaintance. They help me notice things. Generally, people in my life sometimes leave me with pleasant emotions while the others do with bittersweet and gloomy ones playing into the same loop. These things I’m telling may sound very abstract and complicated, which makes it hard to explain it to those around me. However, I finally stumbled upon a concrete example. To grow or to shrink? To be a grown-up or a kid? If you had a time travel machine, would you go to the future or the past? What would you say to your 10 year old self with the experience you have right now?  

Şimdiki yaşımın bulunduğum bu dönemin getirdiği bir şey mi yoksa bana özel bir şey mi pek bilmiyorum ama uzun süredir bu ergenliği atlattığım, kendimi genç olarak tanımlandığım döneme kadar aştığım basamakları yoğun bir şekilde düşünür oldum ve çocukluktan bu denli(!) uzaklaşmış olmam beni üzmeye başladı. Garip garip korkular edinmeye başladım. Çocukluğumu yaşamadım mı, gençliğimi yaşayamayacak mıyım gibi sorular beni çıkmaza sürüklüyor. Özellikle bu pandemi dönemi nasıl bitecek? Pandemi yüzünden gençliği mi, üniversite hayatını yaşayamayacak mıydım?

I don’t know if it is because of my age and this stage of my life that I’m in or is it because of me specifically but for a long time now, I have been deeply questioning the steps of my youth and the fact that I have grown apart from my childhood to this extent gave me such sorrow. I had begun to have unusual fears. Questions such as ‘’Have I experienced my childhood fully? Will I be able to live my youth?’’ got me in a spiral. Especially how will this pandemic period end? Will I never be able to live my youth and my university years to its full extent? 

Görsel 1: Doğa Su Yıldırım tarafından / Figure 1: by Doğa Su Yıldırım

Bu soruları kurcalarken anı yaşamadığımı tamamen biliyorum, rüzgâra karşı bir savaş verdiğimin farkındayım. Çocukluğumdan bugüne kadar olan, hatırladığım şeyleri gösteren sahneler beliriyor gözümde. Aynı Pink Floyd’un inanılmaz albümünde kurgu karakteri Pink’in yaşadığı gibi kesitler hep gözümün önünde. Ama şu aralar birbirinden farklı olan birkaç kesit adeta geleceğin habercisi oldu 7 yaşından 19 yaşıma kadar olan bir öykü oluşturdu ve bu bağı fark edince nutkum tutuldu. Bu uzun girizgâhı hemen kesip, dökmeye başlıyorum incilerimi. Küçüklüğümden beri müzikle benim aramda inanılmaz bir bağ var. Müzik zevkim pek çok yaşıtlarımdan önce geliştiğini tereddüt etmeden ve gururla söyleyebilirim. Müzik bu bağın da başrolü. On yaşıma yeni girmiştim ve rock müziğine ilgi duymaya başlamıştım. Türk rock gruplarını bırakın yabancı rock gruplarına bile oldukça hakimdim. Bu sırada bir aile dostumuzun kızı, benim şimdiki yaşlarımda olması gerek, ablam gibi olmuş bana rol modellik yapıyordu. O yaşlarda şimdiki korkularımın tamamen zıttını yaşıyordum özlem yoktu, tabii daha çok keşke üniversiteye gitsem o yaşlarda olsam diyordum ve o abla benim o günlerde olmak istediğim yaşlarda, hayal ettiğim gibi yaşıyordu. Birlikte vakit geçirmek beni çok mutlu ediyordu. Onunla ve arkadaşlarıyla arkadaş olmak istiyordum. Onun gittiği her yere gitmek, yaptıklarını yapmak istiyordum. Ama biz, sadece aynı şarkıları dinliyorduk. Zaten olması gereken de buydu. Yaşadığımız şehre benim de çok sevdiğim Redd adına bir grup gelmişti. O abla o konsere gidiyordu ve ben de çok gitmek istiyordum ama yaş sınırı yüzünden gidemiyordum. Bunun haksızlık olduğunu düşünüp içimden keşke hemen büyüsem gibi şeyler geçirip duruyordum. O atmosferi yaşamalıydım. Bunları dileyip durdum. O günlerde de rüzgâra karşı gelme gibi bir çabam vardı. Çocuk aklı denildi buna. Abladan aldığım duyumlara göre konser çok güzel geçmişti. Sonra herkes başka yerlere savruldu yavaş yavaş büyümeye başladım. Önümde çok sınavlar vardı o kadar çoklardı ki yaşımı düşünecek, o zamanlar kıymetini bilecek vaktim kalmamıştı. Gariptir ki bu meşguliyet o dönemleri dolu dolu da yaşamamı sağlamıştı. Çünkü o yaşların gerekliliği oydu. O konserden yaklaşık sekiz sene sonra o abla yaşına geldiğimde yine kulağımda çok sevdiğim şarkılarla içim buruk bir şekilde çocukluğumu başka bir şehirde bırakıp gençliğime çetin bir adım attım. Bir Redd konserine gidebilecek yaşa eriştim ve kendimi o konserde buldum. Konser iyiydi güzeldi ama soruları adil değildi.

I am aware I am not living in the moment while tampering with these questions, it is a pointless battle with the wind. From my childhood up to this day, there are moments from memories that appear in front of my eyes. Just like the fictional character Pink from Pink Floyd’s album, these moments are always in front of me. However, these days, moments that appear from time to time act as messengers of the future and created a story from age 7 to 19 and I choked up when I noticed this. I immediately cut off this prologue, and started spilling my pearls. I have had an incredible connection with music since I was a kid. I can say with confidence that my music taste developed before my peers. Music is the main part of this connection. I have just turned 10 and begun to take interest in rock music. I had fair knowledge about foreign rock groups, let alone the Turkish ones. A family friend’s daughter was acting as a role model to me, she was the same age as I am right now. I had the opposite of the fears I have now during those ages. There was no yearning. Naturally I wished that I was old enough to be in university. The daughter of a family friend was the age I wanted to be in and had the life of my dreams at the time. It made me pretty happy to spend time with her. I wanted to be friends with her and her friends. I wanted to go where she went, do what she did. However, the only thing we had in common was our music taste. This was how it was supposed to be. The music band I loved, Redd, had just come to the city we were living in. She was going to the concert and I wanted to go as well but the age restrictions didn’t let me. I thought it was unfair and wished I was older. I wished again and again and thought I should’ve experienced that atmosphere. At that age, I had a habit of battling against the wind. It was the thought process of a child. According to her, the concert was amazing. At the end, everyone parted ways and I began to age. There were a lot of obstacles waiting for me, so I didn’t have the time to worry about my age or to know the value of those days.  Weirdly, my busy days also led me to live vibrant ones. Because that is what was required in those ages. After about 8 years, when I was the age of that family friend’s daughter, I began to live in a different city, reminiscing the old days with the sound of that band echoing in my ears. I am now at the age to be able to enter a Redd concert. Which was nice and fun but the questions weren’t fair. 

En son ne zaman,

Taç yaptın çiçeklerden

Patikalarda dolanıp,

Kendini prenses sanırken

When was the last time,

You made crowns out of flowers

Wandering the fields,

Believing oneself is a princess. 

Pek hatırlamıyorum ne kadar prensestim ama 8 sene önce başka bir şehirde bu konsere gidemediği için büyümek isteyen kişi kendini kesinlikle prenses sanıyordu ve o dönem haksızlık yapıp büyümek istiyordu. Şimdi o konserde olan kız onun yerinde olmak istiyor daha çok oyun oynamak istiyor “Modern Adımlara” karşı bir şekilde dans etmek istiyor.

I don’t remember how much of a princess I was but 8 years ago, the girl who could not attend the same concert in another city thought herself a princess and wanted to grow against the unfairness of it all. Now, the girl who can attend the concert wants to be the one who couldn’t. She wants to play more and dance against the ‘‘Modern Steps’’. 

Garip bir şekilde hayat bu bir sorgu aşamasında karşıma bu bağı çıkarttı. Bu döngüyü durduramam ama o her şeyi akışına bıraktığım dönem gibi davranıp bu yaşın getirdiklerini uygulamam lazım. Yaşın getirdiği güzellikleri fark edip yakalamam lazım. Ben burada da güzelim çünkü.

Weird enough, life showed this connection to me in my questioning stage. I can’t stop this loop but I can act as if I am in the stage where I let everything flow and act with what my age brings me. I need to notice the beauty of what this age brings and act on it. Since I am as beautiful here as I was before. 

Yazar/Author: Başak Şengül

Editör/EditorGörkay Düzgün

Grafiker/Graphic Designer: Doğa Su Yıldırım

Çevirmen/Translator:  Zeynep Sude Ayalan