Tears Come from the Heart

‘’İnsan özgür doğar, ama her yerde zincire vurulmuş olarak yaşar.’’ diyordu J. J. Rousseau. Acaba bu zincirler, sakladığımız usulca süzülen hislerimize tercüman olan gözyaşlarımız mıydı? Bebeklerde gözyaşı belirli bir zamana kadar gelişmediği için yalnızca bağırarak ağlamakla yetiniyorlar. Sanırım biz daha da şanslıyız gözyaşlarımız duygularımıza tercüman olduğu için. Ama merhametiyle, masumiyetiyle doğan insanoğlu aklın gücünün yolundan gitmeye başlayınca erdemlerinden kopmaya başlıyor. Oysaki gözyaşı öyle mi? Yüreğimizden bir anda geliverir de biz ağlamak istemezken o önümüzdeki kağıda damlayıverir.  Nedeni keşfedilemese de duygusal olarak döktüğümüz gözyaşlarımızın kimyasının farklı olduğu bile tespit edilmiş. Peki biz kendi gözyaşlarımızın nedenini keşfedebildik mi?

“Man is born free, but everywhere is in chains” said J. J. Rousseau. I wonder if those chains were hidden, softly floating tears that are the translator of our emotions? Because babies cannot develop tears until a certain point, they make do with crying by screaming. I think we are luckier for having tears to express our feelings. But, human beings born with compassion and innocence start losing their virtues after following the path of power of reason. But are the tears the same? They come from our hearts and drop into a paper in front of us even when we do not want to cry. Even though the reason is not clear, it has been discovered that the chemistry of emotional tears is different. What about us? Have we discovered the reason behind our tears?

Bize yardımcı olmak isteyen birisi olmuş: Charles Darwin. ‘’İnsan neden ağlar?’’ sorusuna yanıt aramış. Acaba birisi sordu mu ki ona ne hissettiğini, bilmiyoruz. Neyse ki iki tane teoriden bahsetmiş, ilki ağlamak bir iletişim, sosyal davranış biçimi; ikincisi ise dış etkenlere karşı verilen bir tepkisel reaksiyon. Bizi farklı kılan da ikincisi değil midir zaten? Biz insanlar kimi zaman öylesine hissediyoruz ki nedeni yok gibi gözüken ‘’varlar’’ yüzünden. Görmezden gelmek istediğimizde hissettiklerimizin varlığından mutlu oluyoruz da süzülüyor gözyaşlarımız, bazen de içimize bir hançer gibi saplanıyor da akıveriyor.

There has been someone who wanted to help us: Charles Darwin. He searched for answers to the question, “Why do people cry?”. We do not know if someone asked how he was feeling. However, he mentioned two theories, one of them is that crying is communication; the other one is that it is a reaction to external factors. Isn’t it the second one that makes the difference? We humans sometimes feel so much because of the “exists” that seems to have no reason. Sometimes tears come down because we are happy to have feelings that we want to ignore, and sometimes because it stabs like a dagger.

Kimi zaman iliklerimize kadar hissediyoruz da burnumuzun direkleri sızlıyor. O zaman anlıyoruz; demek ki boşuna değil hislerimiz. Bilmiyoruz nasıl kurtulacağımızı, üzüntümüzün acı gerçekliğinin yüzümüze bir tokat gibi çarpmasından korkuyoruz. Bir fırtına gibi bir anda estiği zamanda da hızlıca geçeceğini bilmemize rağmen mutlu oluyoruz ama bıraktığı hasar içimizi acıtıyor, naif görünümlü gerçek rüzgar… Nasıl mutluluğumuzu yaşamayı bilemediysek içimizin acısını da nasıl iyileştireceğimizi bilemiyoruz. Gözyaşları yürekten gelir, kahkahanın ve üzüntünün gözyaşlarını bilirsiniz ama bu öyle değil. Nedenini bilmeden mutlu olmak ve sebebini görmezden gelip usulca kimseye sezdirmeden üzülmek… Oysa gözyaşlarımızı silecek birisi yanımızda olmadığında, birbaşımızayız; yüreğimizin derinliklerinden gelen gözyaşlarımız ve biz… Her damlası yeniden kendimizi onurlandırmalı ki doğduğumuzdaki gibi insan olabilmeyi duygularımızı yaşayarak başarmayı sürdürdüğümüzü anlayalım ustaca işlenmiş derin okyanus kalbi, canlı olan tek taş inci gibi. Doğduğunda doğal erdemlerine sahip olan insanoğlu bilgiyle harmanlandığında mutsuz olmuştu. Akıl, insanı doğasından ayırmaya başlayınca masumiyetini yalnızca sahip olunan gözyaşına vasfetti. Bu yüzden midir ki zincirlerimiz, gözyaşlarımız?

Sometimes we feel it in our bones, and it tingles our nose. After that, we understand; that our feelings are not useless. We don’t know how o escape; we are afraid to face our sadness. Even though it comes like a storm and we know that it is temporary, we still get happy, but its damage hurts; real wind looks naive… We don’t know how to heal ourselves, just like we didn’t know how to enjoy happiness. Tears come from the heart, you recognize the tears of laughter and sadness, but it is not like that. Being happy without knowing the reason and being quietly sad ignoring the reason… Whereas when there is no one to wipe out our tears, we are alone; tears coming from the depth of our hearts and we… Every drop should honor us so that we can understand that we succeed maintaining being human as a newborn by expressing our feelings, like a masterfully crafted deep ocean, live solitaire pearl. Already having the natural virtues when they were born, mankind becomes unhappy when they blend in with knowledge. When the mind began to separate man from his nature, it attributed its innocence only to the tears one had. Is that why our chains and tears?

Gözyaşlarım arkadaşım, hangimizin değil ki? Bu acımasız dünyada yaşamaya çalışan bir yolcu olarak bilgiye iştahım her daim var ama bilgilendikçe de acı çekiyorum. Yeni doğan canlılar barış ve huzuru biliyor olmalı Rousseau’ya göre. Bu durumda eşitsizliğin kaynağı sahiplik. Oysa sahip olmadan da yürekte var olunabileceğini bilenler değil mi üzülenler?

My tears are my friends; which of us is not? As a passenger trying to survive in this cruel world, I always have the desire for knowledge, but I get hurt learning. According to Rousseau, newborns could have known peace and serenity. In this situation, the source of inequality is ownership. However, are those, who know that it is possible to exist in the heart without possessing it, the ones who are upset?

Yazar/ Author: Arda Sakaoğlu

Editör/ EditorBeliz Karatoprak

Çevirmen/Translator: Simay Aybüke Larçin

Grafiker/Graphic Designer: İlayda Altıntaş