Bilkent Üniversitesi Mimarlık bölümü mezunumuz Burak Çelik ile, hem samimi hem de yol gösterici  olabilecek bir röportaj gerçekleştirdik. Kendisine paylaştığı keyifli anılar ve bilgiler için PaftaMag adına  teşekkür ediyor, farklı projelerde yeniden görüşmeyi diliyorum.   

We had an interview with Burak Çelik, a graduate of Bilkent University Department of Architecture, which was both sincere and instructive. On behalf of PaftaMag, I would like to thank him for the pleasant memories and information he shared, and I hope to see him again on different projects. 

1. Bize kendinizden bahsedebilir misiniz? Bilkent’teki eğitiminiz hayatınızı nasıl yönlendirdi?  

Can you tell us about yourself? How has your education at Bilkent shaped/influenced your life? 

Ben Burak Çelik, hesaplamalı tasarımda (parametric design) uzman bir mimari tasarımcıyım. 2018 yılında Bilkent Üniversitesi Mimarlık Bölümü’nden mezun oldum. Zamanında PaftaMag ile yakın çalışan Tasarım ve Mimarlık Topluluğu’nun (DAS) üyesi, etkinlik koordinatörü ve başkanıydım. Doğup büyüdüğüm Türkiye’den hareketle, bazı ortamların ruh halimi nasıl şekillendirdiğini, duygu durumumu olumlu yönde harekete geçirdiğini, bazılarının ise güçlü olumsuzluklar ürettiğini ve sanatsal duyarlılıklarımla çatıştığını gözlemlemekten keyif aldım. Bunlar dolayısıyla, kaliteli yaşam ve sosyal alanlar yaratma isteğimi teyit edip mimar olmaya karar vermiştim. Mimarlık lisansımı aldıktan ve Melike Altınışık Mimarlık dahil olmak üzere ofislerde mesleki deneyim kazandıktan sonra, Studio Libeskind’deki kariyerimi ilerletmek için New York’a taşındım. Şehrin harika mimarisi ve çeşitliliği beni büyüledi ve bu beni dünyanın en spekülatif mimarlık okullarından biri olan SCI-Arc’ta yüksek lisans derecesi ile daha fazla öğrenmeye devam etmeye itti. Her zaman tutkumun peşinden gittiğim için minnettarım ve şimdi dünyaca ünlü Frank Gehry ve Bertha Gehry tarafından verilen Gehry Ödülü sahibiyim. Ayrıca Oyler Wu Collaborative ile işbirliği ve SCI-Arc’ta Öğretim Asistanlığı yaptım. Şu an ise, Los Angeles’ta HDR Architecture Inc.’de Tasarım Koordinatörü olarak çalışmaktayım. 

My name is Burak Celik and I am an architectural designer with a specialty in computational design. I graduated from Bilkent University Department of Architecture in 2018. I was a member, event coordinator, and chair of the Design and Architecture Society (DAS) working closely with PaftaMag back in the days. Coming from Turkey, where I was born and raised, I enjoyed observing how some environments shaped my mood, stimulating my emotional state positively, while others produced strong negatives and clashed with my artistic sensibilities. It was when my desire to create high-quality living and social spaces were confirmed and I decided to be an architect. After receiving my architecture license and gaining professional experience in offices including Melike Altinisik Architects, I moved to New York to advance my career at Studio Libeskind. I was fascinated by the city’s wonderful variety and blend of architecture and it pushed me to keep learning more with a Master’s Degree at SCI-Arc, one of, if not the most speculative architecture schools in the world. I am grateful for always following my passion and now that I am the Gehry Prize winner, given by world-famous Frank Gehry and Bertha Gehry. I also collaborated with Oyler Wu Collaborative and was a Teaching Assistant at SCI-Arc. I ended up working for HDR Architecture Inc. in Los Angeles as a Design Coordinator. 

2. Ben sizinle yarışma projeniz sayesinde tanıştım diyebilirim. Bu projeyi yarışmaya hazırlamak  nasıldı, bu süreci nasıl geçirdiniz ve bir yarışma olmasaydı aldığınız keyif değişir miydi?  

I met you thanks to your competition project. How was it to prepare this project for the competition, how did you go through this process, and would your enjoyment change if there was no competition? 

Yarışma süreci boyunca inanılmaz bir enerji ve yeteneğe sahip olan sevgili arkadaşlarım Zeynep Ege Odabaşı ve Naz Kaplan ile çalışmak harika bir deneyimdi. Her zaman uzay ve dünya dışı tasarımla ilgilendik, ancak proje özetini gördüğümüzde doğrudan birçok araştırma ve tasarım şemasına daldık. İşte o zaman ekip, karmaşık sorunları ve formları ile Mars’ta bir tasarımın yapmak istediğimiz şey olduğunu anladı. Her ekip üyesi bir şekilde fütürist tasarımın estetik bir anlayışını ve dünya dışı formlara ilgi duyuyor. Mars kraterleriyle çalışmaya karar verdiğimizde, akışkan formlar ve ince renkler gibi tasarım estetiğinin yanı sıra hepimizin aklında benzer konseptler vardı. Günlerce süren toplantılar ve fikir alışverişi oturumlarından sonra, Mars vizyonumuz güçlendi ve bir oldu. Mars yüzeyindeki organik ve ilham verici formlar, tasarım felsefemiz için açıkça bir çıkış noktasıydı. Bununla birlikte zıt soyut formlar; canlı makine benzeri dış kabuk, keskin detaylara sahip uzay aracı birimleri ve daha birçok fütüristik parça, iç tasarımda heyecan verici kombinasyonlarla oynama fırsatı verdi. Genel olarak konsept, robot yapımı soyut formlarla Mars yüzeyindeki organik ve tekstil niteliklerinin uyumlu karşıtlığını vurgulamak istiyor. Proje, sivillerin ve astronotların aynı Mars ikliminde kolonileştirildiği hibrit bir yaklaşımı benimsiyor. Bu bakış açısı, Mars’ta bir geleceğe doğru gözlerimizi kapatmamızı ve bir sonraki evimizi keşfeden Dünya’dan bir koloni hayal etmemizi sağladı. Ayrıca, Mars’ta bir geleceğe yönelik bu vizyonu inşa etmenin, Dünya’daki yaşamımızı takdir etmemize nasıl yardımcı olacağını görmek, tasarımcılar olarak bakış açımıza ve gerçek evimizin üretimine başka bir katman ekleyerek bize ilham verdi. Marslı rekabet, biz tasarımcıların üzerinde çalışması için son derece iyi bir çerçeve oluşturdu.


It was a wonderful experience working with my dear friends Zeynep Ege Odabasi and Naz Kaplan who had amazing energy and talent all through the competition process. We have always been interested in space and extraterrestrial design but when we saw the project brief, we directly dived deep into a lot of research and design charrettes. That is when the team figured out that a design on Mars with its complex problems and forms was what we desired to do. Each team member somehow carries an aesthetic understanding of futuristic design and an interest in extraterrestrial forms. When we decided to work with Martian craters, we all had similar concepts in mind as well as design aesthetics such as fluid forms and subtle colors. After days of meetings and exchange of idea sessions, our vision for Mars has been strengthened and become one. Organic and inspiring forms on the surface of Mars were obviously a departing point for our design philosophy. Together with that, contrasting abstract forms; the living-machine-like exterior shell, the spacecraft units with sharp details, and many other futuristic parts gave us the opportunity to play with exciting combinations on the interior design. Overall, the concept wants to highlight the harmonic opposition of the organic and textile qualities on the Martian surface with robot-made abstract forms. The project embraces a hybrid approach where civilians and astronauts are colonized in the same Martian climate. This perspective simply made us close our eyes toward a future on Mars and imagine a colony from Earth exploring our next home. It was also inspiring for us to see how building that vision toward a future on Mars would help us appreciate our life on Earth, adding another layer to our perspectives as designers and to our production of our real home. The Martian competition set an exceptionally good framework for us designers to work on. 

3. Parametric Design ile nasıl tanıştınız? Öğrenme süreciniz ve işlerinizden bahsedebilir misiniz?  

How did you meet with Parametric Design? Can you tell us about your learning process and your work? 

Gözlemlerim ve merakım her zaman işimin önemli bir parçası olmuştur. Yapılı çevreye mümkün olan en iyi şekilde katkıda bulunma tutkusu benim için heyecan verici. Çalışmalarım sırasında, mimarinin geleceğini şekillendiriyor gibi görünen hesaplamalı tasarım ve algoritma destekli tasarım anlayışımı geliştirdim. Çalışmam, dijital üretim, AR/VR ve hologramlarla yakın bir ilişki içinde olan spekülatif hesaplamalı tasarım özelliklerine sahiptir. İçinde yaşadığımız mimari alanlar, bu verileri karar vermemizde bir araç olarak kullanmamızı sağlayan veri ve teknoloji ile çevrilidir. Hesaplamalı araçlarla olan deneyimim bana algoritmaların ve parametrelerin zekasının tasarımcılara birçok kısıtlamanın olduğu tasarım aşamalarında birçok fırsat ve kolaylık sağladığını öğretti. Bu yeni yöntemler benim için heyecan verici ve tasarım sürecimde tamamen yeni ufuklar açtı. Yeni malzemeler, teknolojiler ve teknikler, mimarların ortak geleceğimizi yeniden hayal etmelerini sağlıyor. 

My observations and curiosity have always been a significant part of my work. The passion for contributing to the built environment in any effective way possible is exciting to me. During my studies, I improved my understanding of computational design and algorithms-aided design, which in turn seem to be shaping the future of architecture. My work has features of speculative computational design, with a close relationship to digital fabrication, AR/VR, and holograms. The architectural spaces we are living in are surrounded by data and technology that allows us to utilize that data in our decision-making as a tool. My experience with computational tools taught me that the intelligence of algorithms and parameters provides many opportunities and convenience to designers in the design phases with many constraints. These new methods are exciting to me and opened up entirely new horizons in my design process. New materials, technologies, and techniques allow architects to re-imagine our shared future.

 

4. Bazen projelerimizde hangi programları kullanacağımızı ve kendimizi en iyi hangi şekilde ifade  edebileceğimizi bulamıyoruz. Bu konuda hem okuldaki hem de iş hayatınızdaki deneyimlerden  yola çıkarak bize neler önerirsiniz?  

Sometimes we cannot find which software to use in our projects and how best to express ourselves. What would you recommend to us, based on your experiences at school and in your business life? 

Buna daha geniş bir perspektiften baktığımızda, yazılımın karmaşık geometri oluşturmaktaki temel parça olduğunu görürüz. Dijital devrimin başlangıcından bu yana, tasarımınızı ifade etmek için her zaman yeni araçlar mevcut olmuştur. Genç bir nesil olarak teknolojinin ve bilgi çağının bize sunduğu fırsatlara minnettar olmalıyız. Çevrimiçi araçları takip etmek gayet öğretici ve keyiflidir, bazen bir eğitmene bile gerek yoktur. Ancak burada mimari ile teknik bilgiyi karıştırmamak gerekir. Mimarlık, öğreticileri izleyerek çevrimiçi olarak öğrenemeyeceğimiz bir şeydir, ancak daha çok bir süreçtir ve doğrusal bir öğrenme eğrisi değildir. Fikirlerinizi rahatça ifade edebileceğiniz herhangi bir yazılım, takip etmeniz gereken doğru araçtır. Rhino, Grasshopper, Revit, Blender veya Maya gibi endüstri standardı araçlar olsa da, kullanışlı tasarım çözümlerinizi hızla hayata geçiren her şey sizin aracınız olmalıdır. Benim stratejim ise, en az bir yazılımda uzmanlaşmak; hayal edebileceğim her şeyi yapmamı sağlayan bir yazılım.  

When we look at this from a bigger perspective, the software has been a fundamental part of building complex geometry. Since the start of the digital revolution, there have always been new tools available to express your design. As a young generation, we should be grateful for the opportunities technology and the information age provide us. Online tools are great to follow, sometimes there is even no need for an instructor. However, here we should not confuse architecture with technical knowledge. Architecture is something we cannot learn online following tutorials but it is more of a process and not a linear learning curve. Any software that you can express your ideas comfortably with is the right tool to follow. Although there are industry-standard tools like Rhino, Grasshopper, Revit, Blender, or Maya, anything that brings your useful design solutions to life quickly should be your tool. My strategy is to master at least one software. A software that lets you do whatever you can imagine. 

5. Bir tasarımcı olarak gelecek hedefleriniz nelerdir? Bulunduğunuz konum tasarım perspektifinizi  nasıl etkiliyor?  

What are your future goals as a designer? How does your current working area affect your design perspective? 

İlk hedefim, kendimi daha fazla teknik bilgiye sahip çok yönlü bir tasarımcı olarak geliştirmek, ABD’de profesyonel mimarlık lisansımı almak ve daha sürdürülebilir ve hesaplamalı olarak tasarlanmış mekanlarla topluma daha iyi hizmet etmek için LEED onaylı bir profesyonel olmak. Beni şu anki HDR firmasına getiren şey tam olarak buydu. Farklı eyaletlerden ve benzersiz tasarım ekiplerinden binalar üzerinde çalışıyorum, yapısal tasarımcılar, makine mühendisleri, peyzaj tasarımcıları, iç mimarlar ve inşaat mühendisleri dahil olmak üzere diğer tüm disiplinlerle işbirliği yapıyor ve doğrudan müşterilerle çalışıyorum. Profesyonel olarak çalışmanın yanı sıra Bilkent Üniversitesi Mimarlık Bölüm Başkanı Burcu Şenyapılı Özcan ile ders vermekteyim. Akademide çalışmak/öğretmenlik benim en büyük ilham kaynaklarımdan biri ve bu, alanda profesyonel olarak göze alamayacağınız tüm deneyler ve etkileşimde bulunduğunuz öğrenciler nedeniyle. Hem akademide hem de meslekte çalışmanın yenilik ve uygulama arasında büyük bir denge sağladığına inanıyorum. 

My immediate goal is to develop myself as a well-rounded designer with more technical knowledge, get my professional architecture license in the US and become a LEED accredited professional to better serve society with more sustainable and computationally designed spaces. That is exactly what brought me to my current firm HDR. I am working on buildings from different states and unique design teams, collaborating with all other disciplines including structural designers, mechanical engineers, landscape designers, interiors, and civil engineers, and working directly with clients. As well as working professionally, I am currently teaching a class with Burcu Senyapili Ozcan, chair of the Department of Architecture, Bilkent Uni. Working/teaching in academia is one of my biggest inspirations and it is because of all the experiments you cannot afford as a professional in the field and the students whom you interact with. I believe working in both academia and profession provides a great balance between innovation and practice.